Tarih Sözlüğü

Bu kategoride toplam 340 içerik bulunuyor.
Helva Sohbeti Nedir?
Osmanlı İmparatorluğu'nun eski dönemlerinde uzun kış gecelerinde yapılan toplantılar için kullanılan bir tabirdir.

Bu toplantılardaki gaye bir araya gelinerek kurulan sohbet meclisinin kuru geçirilmemesidir. Bu münasebetle helva pişirilerek yenilmesi, toplantıların "Helva Sohbeti" diye anılmasına sebep olmuştur. Özellikle Esnaf teşkilatı mensupları uzun kış gecelerinde, aralarında toplantılar yaparlar, helva pişirip yerler; düzenledikleri oyunlarla geç saatlere kadar eğlenirlerdi.

Helva sohbetleri için gereken harcamalar müştereken yapılırdı. Sıra ile yapılanlar da olurdu. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Helvahane Ocağı Nedir?
Osmanlı saray mutfağı.

Matbah-ı Amire'nin her çeşit tatlılar ile reçel, şurup ve macun gibi tatlı çeşidini yapanların bağlı bulundukları ocağın adıdır. Burada kokulu macun da yapılırdı. Ata Bey'in Enderun Tarihi'nde (1297) verdiği bilgiye göre "Bu ocakta senede bir defa ilk baharda büyük kazanlarla bir çok nane, dar-ı fülfül, hevlican, gül, gelincik macunları kaynatılır, nefs-i hümayun için baş lalaya, kilerin başkullukçusu ile lüzumu kadar gönderildiği gibi saray iç ve dış dairelerine ve Silahtar, Darüssade ağası ve diğer bütün saray mensuplarına da dağıtılırdı."

Helvahane ocağı mensuplarının bir kısmı sürekli, diğer bir kısmı da geçici bir zaman için hizmet ederlerdi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Heyet-i Temsiliye Nedir?
Heyet-i Temsiliye, Sivas Kongresi'nin 11 Eylül 1919'da seçmiş olduğu on altı kişilik kuruldur.

Kongre kabul ettiği tüzük ve yayınladığı beyanname ile Mondros Ateşkes Antlaşması'nın çizmiş olduğu sınırlar içindeki Osmanlı ülkesinin birçok yerlerinde meydana gelen ve aralarında bağlantı bulunmayan bütün ulusal direniş kuruluşlarını "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla birleştirerek tek bir yönetim altında topladı. Böylece bütün milli güçlerin bir elden yönlendirilmesi imkanı sağlanmış oluyordu. Ancak, kongre gündemindeki maddelerin görüşülmesini bitirmek üzereydi ve dağılacaktı. Dağıldıktan sonra kararlarını yürütecek, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni sürekli temsil edecek bir heyet kurmak zorunda idi. İşte Kongre'nin seçim ile işbaşına getirmiş olduğu bu heyet Heyet-i Temsiliye adı ile Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlatılıp yürütülmesi ve yeni bir Türk Devleti'nin kurul... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hıdiv Nedir?
Osmanlı padişahı Abdülaziz zamanında Mısır valilerine verilen unvan.

8 Haziran 1867'de Sultan Abdülaziz, "hıdiv" unvanını Büyük Fuad Paşa'nın isteği üzerine ilk defa Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu İsmail Paşa'ya verdi. İsmail Paşa'dan sonra oğlu Tevfik Paşa, daha sonra da Abbas Hilmi Paşa, Mısır hıdivi oldular.

Mısır hıdivleri protokolde sadrazam ve şeyhülislam ile aynı derecede sayılırdı. Bunlar aynı toplantıda bir araya gelirlerse, hıdiv sadrazam ve şeyhülislamdan sonra gelirdi.

19 Aralık 1914'te bu unvan, İngilizler tarafından kaldırıldı. İngilizler, Birinci Dünya Savaşı'na katılan Osmanlılardan Mısır ile Sudan'ı aldılar. Son Osmanlı hıdivi İngilizler tarafından tanınmamasına rağmen, Osmanlılar bu makamı Lozan Anlaşması'na (23 Temmuz 1923) kadar tanıdılar. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hırka-i Saadet Alayı Nedir?
Topkapı Sarayı'nda, Hırka-i Saadet dairesinde, Ramazan'ın on beşinci günü yapılan ziyarette görevli alay hakkında kullanılan bir deyimdir.

Topkapı Sarayı'nda padişahlar, Ramazan'da, Enderun ve Birun halkı da beraberinde olduğu halde, dini ve sade bir törenle Hz. Muhammed'e ait hırkayı ziyaret ederlerdi. Hırka-i Saadet Alayı, padişahların Dolmabahçe ve Yıldız saraylarına taşınmalarından sonra, daha gösterişli bir şekilde yapılmaya başlanmıştı. Ancak, Abdülhamid döneminde deniz yolunun tercih edilerek tören yapılması, Hırka-i Saadet Alayı'nın ihtişamının azalmasına sebep olmuştur (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hıyanet-i Vataniye Kanunu Nedir?
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışından altı gün sonra çıkardığı yasa.

Bu yasaya göre TBMM'ye karşı ayaklananlar, sözle bile olsa varlığını inkar edenler vatan haini sayılacak ve ölüm cezası ile cezalandırılacaktı.

TBMM vatana ihanet edenleri kendi üyelerinin cezalandırmasını uygun gördü ve İstiklal Mahkemelerini kurdu.

Kanun Numarası : 2

Kabul Tarihi : 29 Nisan 1336 (1920)

Madde 1.

Makamı Mualla-yı Hilafet ve Saltanatı ve Memalik-i Mahruse-yi Şahaneyi yedi ecanipten tahlis ve taarruzatı defi maksadına matuf olarak teşekkül eden Büyük Millet Meclisi'nin meşruiyetine isyanı mutazammım kavlen veya fiilen veya tahriren muhalefet ve ifsadatta bulunan, hain-i vatan addolunur.

(Yüce hilafet makamı ve saltanatı ve ülkeyi yedi yabancı devlet güçlerinden kurtarmak ve saldırıları önlemek amacına yönelik olarak kurulan Büyük Millet Meclisi'ne karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazı... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Humbaracı Ocağı Nedir?
Demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak barut gücü ile gülle atmaya yarayan Humbara adındaki topu yapmak ve bu topları savaşta kullanmakla görevlendirilmiş olan asker sınıfı.

Humbaracılar üç gruba ayrılırdı. a) Cebeci ocağından olanlar: Bunlar genellikle humbara yaparlardı. b)Topçu ocağından olanlar: Bunlar humbara atarlardı. c)Kalelerde görevli olan humbaracılar.

Cebeci ve topçu ocaklarına bağlı olan humbaracılar, ulufeliydiler ve İstanbul'daki kışlalarında kalırlardı. Zeamet ve tımarlı olanlar ise kalelerde görev yaparlardı. Bunlar bazen İstanbul'a bilgilerini arttırmak için gelirler ve savaş zamanı yerlerine dönerlerdi. Zamanla bozulan bu ocağın, yeniden düzenlenmesi için Sadrazam Topal Osman Paşa, İslamiyet'i kabul ederek Osmanlıların hizmetine girmiş olan Kont Bonneval'ı (Humbaracı Ahmed Paşa) İstanbul'a çağırarak görevlendirdi (1731). Ahmed Paşa, Bosna'dan getirdiği 300 Humbaracı ile kurd... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hutbe Nedir?
Cuma ve bayram namazlarında yapılan dini hitabe.

İlk şekliyle hutbe daha çok devlet icraatını, halka duyurmak ve halkı siyasi ve sosyal hadiseler hakkında aydınlatmak amacını güderdi. Bugün ise Cuma namazında, namazdan önce, bayram namazında ise namazdan sonra okunan hutbeler daha çok dini, sosyal ve ahlaki konuları ele almaktadır.

Hutbe, Cuma namazının şartlarından biridir. Cuma namazının farzından önce okunur. Hatip hutbeye Allah'a hamd ile başlar. Bunu kelime-i şehadet ve Peygambere salavat takip eder. Bundan sonra vaaz ve nasihatlere geçirilir ve hutbenin birinci safhası bu şekilde biter. Her iki hutbede de takvaya davet olunur ve dua edildikten sonra ilk hutbede veya hatiplere göre her ikisinde de ayet okunur. Hatibin bir minber üzerinde veya yüksek bir yerde bulunması ve cemaate doğru dönerken, selam vermesi sünnettir. Bayram hutbeleri de Cuma hutbeleri gibidir, ancak bazı noktalarda ayrılır. İkinci hutbede yedi tekbir çekili... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hünkar Nedir?
Padişahlar hakkında kullanılan bir tabirdir. Padişahtan başkası için kullanılmazdı. Ancak tasavvufta dinde makbul sayılanlar hakkında da kullanılmıştır (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hünkar Çavuşu Nedir?
Resmi unvanı "Maiyyet-i Seniyye Çavuşu" olan hünkar çavuşları için "Mabeyn Çavuşu" deyimi de kullanılırdı.

Görevleri, sarayın korunması ile birlikte davet ve tebliğleri yerlerine ulaştırmaktır.

Hünkar çavuşları, genellikle saray mensupları ve büyük devlet memurlarının oğulları ile akrabalarının çocuklarından, tavsiye ve iltimas edilen gençlerden alınır, ayrıca askerlerin gösterişlilerinden de seçilirdi.

Hünkar çavuşlarından başarı gösterenler zabitliğe yükseltilir, hatta yaverliğe geçirilenler de olurdu.

Sayıları yirmi civarında olan hünkar çavuşlarının başlıca görevleri devlet adamlarına padişahın iradelerini tebliğ etmek, saraya çağırmak, yazılan acele kağıtları sahiplerine ulaştırmak, cuma ve bayram selamlık alaylarında bulunması, padişahlar bir yere gittikleri zaman arkalarından atla gitmekti.

Hünkar çavuşları askerlik görevinde sayıldıklarından aylık alırlar; yılda... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Abide Nedir?
Anıt. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Abdal Nedir?
Dünya ile ilgisini kesen mânevî makam sahibi kişi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Ahali Nedir?
Halk. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Ahilik Nedir?
Selçuklu ve Osmanlılarda oluşan esnaf örgütü. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Akçe Nedir?
Osmanlı Devletinin para birimi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Anarşist Nedir?
Düzen tanımaz, yıkıcı, isyancı, bozguncu. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Anayasa Nedir?
Bir devletin dayandığı temel esasları ve ana kuruluşunu gösteren belge. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Angarya Nedir?
Ücret vermeden gördürülen iş. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Anglikan Nedir?
İngiliz kilisesi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Anlaşma Nedir?
Belli bir konuda veya konularda tarafların görüş birliğine varmasıdır. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Antika Nedir?
Eski çağlardan kalma eser. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Antikite Nedir?
Eski Yunan ve Roma sanatına verilen genel ad. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Asilzade Nedir?
Asîl kimsenin evladı. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Asimilasyon Nedir?
İki veya daha fazla sayıda toplum ya da grubun kültürlerinin giderek bütünleşmesi veya kültürlerin erimesi. Kültürel yok oluş. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Astronomi Nedir?
Gökteki cisimleri inceleyen ilim. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Aşiret Nedir?
Kabile, oymak (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Avam Nedir?
İlimsiz, sıradan kimse. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Ayan Nedir?
Seçkinler, ileri gelenler.Bir şehrin ileri gelenleri. Osmanlılarda çoğu esnaf ailelerden oluşan sınıf (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Azınlık (Ekalliyet) Nedir?
İçinde yaşadıkları toplumda nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan gruptan( din, dil) etnik köken gibi özellikleriyle farklı olan kesim (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Aziz Nedir?
Hıristiyanların kutsal bildikleri büyükleri. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Bahadır Nedir?
Kahraman, yiğit. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Balbal Nedir?
Türklerde ölen kahramanların mezarının başına dikilen mezar taşı, öldürdükleri düşman sayısını da belirtir küçük heykelcikler. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Balyos Nedir?
Osmanlılarda Venedik elçisine verilen ad. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Bedesten Nedir?
Eşya alınıp satılan kapalı çarşı. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Jön Türkler Nedir?
Osmanlı İmparatorluğu'nda XIX. yüzyılın ikinci yarısında meşruti bir hukuk düzeni kurmak, Kanun-ı Esasi ilanıyla serbest seçimlere gitmek ve böylece kurulacak meclise, millet ve memleketin geleceğini teslim etmek fikrini savunan imparatorluğun kurtuluşunun da ancak bu şekilde olabileceğine inanan kişilere verilen ad.

Jön Türk (Fr. Jennes Turcı) adı, ilk defa Mustafa Fazıl Paşa'nın yayınladığı bir mektupta kullanıldı. Daha sonra Namık Kemal ve Ali Suavi tarafından da benimsenerek Yeni Osmanlılar karşılığı olarak kullanıldı. Birinci ve İkinci Meşrutiyet'i hazırlayan ve Osmanlı İmparatorluğu'nda değişiklikler yapılmasını isteyen, bütün ihtilalciler için kullanılmıştır.

1865'te İstanbul'da kurulan, Yeni Osmanlılar Cemiyeti, Jön Türk hareketinin öncüsü sayılır. Cemiyetin kurucuları: Sağır Ahmed Bey'in oğlu Mehmed Bey, Komiser Nuri, Kayazade Reşad, Suphi Paşazade Ayetullah ve Namık Kemal'dir. Kısa zamanda ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kese Nedir?
Altın ve gümüş paraların muhafazasında kullanılan torba.

Ayrıca kese, belli bir miktar parayı bildiren bir terimdir. Akçe için 'kese" altın için de "surre" deyimi kullanılmıştır. Fatih ve II. Bayezid zamanında, otuz bin akçe veya on bin altına kese denirdi. Daha sonra Trablus, Tunus ve Cezayir darphanelerinde basılan "Sultani altını" keselerinin her biri biner adetlik olup, 1537'de yüz bin, 1660-1661 'de kırk bin, 1688'den sonra elli-bin akçeye bir kese denilmiştir. Osmanlıların mali konuları daima kese üzerinden yürütülmüştür. 1635'te yapılan ilk bütçe, kese hesabı ile olmuş, 1876 yılında birinci Meclis-i Mebusan'a verilen bütçeye kadar bu usul devam etmiştir. II. Mahmud döneminde sayılmalarındaki güçlükten dolayı yirmilikten bin, onluktan iki bin adedi bir keseye konulur, bu şekilde beş yüz kuruş üzerinden işlem görürdü. Osmanlı maliyesinde üç türlü kese vardı: Kise-i Rum beş yüz kuruş, Divani kese dört y... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kethüda Nedir?
Güvenilen, bir yeri idareyle görevli memur anlamındadır. Halk arasında kahya da denir. Bir kişinin maiyetinde ve onun emirleriyle çalışan, güvenilir olması sebebiyle teferruatlı işlerin idaresi kendisine teslim edilen kimse. Osmanlı teşkilat tarihinde bu unvan genellikle gördüğü işle birlikte anılırdı. Hazine kethüdası, defter kethüdası, sadaret kethüdası gibi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kılıç Alayı Nedir?
Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarında kılıç kuşanmaları münasebetiyle yapılan merasim. İstanbul, Eyüp'te Hz. Halid'in türbesinde yapılan bu merasimin yerine getirilmesi için belli bir süre olmamakla birlikte padişahın arzusuna göre iki ila yedinci günü yapılırdı. Kılıç kuşatma görevi şeyhülislamdan veya nakibü'l-eşraftan biri tarafından yerine getirilirdi. Kuşatılan kılıç, her zaman aynı değildi. Hz. Peygamber, Hz. Ömer, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi ve Sultan Yavuz Selim'in kullandığı kılıcı kuşananlar olmuştur. Tahta çıkan her yeni hükümdar cülusundan birkaç gün sonra büyük bir alayla -bazen karadan bazen de deniz yolu ile- Eyüp'-e gider ve türbede kılıç kuşandıktan sonra genellikle kara yolu ile gitmiş ise denizden, deniz yolu ile gitmiş ise karadan saraya dönerdi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Korucu Nedir?
Yeniçeri Ocağı'nda bölük ve sekbandan seçilen, yaşlılığı dolayısıyla sefere katılamayan kıdemli yeniçerilerdir. Bunlar, İstanbul'un muhafazasında kalır, ocağı beklerlerdi. Fatih döneminde kurulmuş olan bu teşkilatın Kanuni devrinin sonlarında mevcutları 80 iken 1595'te sayıları bine yükselmiştir. Zaman zaman bir kısmı sefere götürülür, fakat savaşa katılmayıp geri hizmette görevlendirilir, tecrübelerinden yararlanılırdı. Bundan başka has ahıra bağlı mer'a ve çayırları, koruları, su yollarını korumakla da görevli idiler. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Köprülüler Devri Nedir?
Osmanlı Devleti'nde görev almış vezir ailesi. Köprülüler devri, Köprülü Mehmed Paşa'nın sadrazam olmasıyla başlar. Köprülü Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinde hiçbir sadrazamın padişahtan istemeye cesaret edemediği yetkileri istemiştir. Bu yetkiler, yaptıklarına asla karışılmaması, hakkında yapılan şikayetlere önem verilmemesi, devlet memuriyetlerinde yapacağı tayinlere ve azillere karışılmamasıydı. Saltanat naibesi Turhan Valide Sultan, Mehmed Paşa'nın bütün bu isteklerini kabul etti ve 15 Eylül 1656'da 78 yaşındaki Mehmed Paşa'ya mühr-i hümayun verildi. Bu şekilde II. Viyana kuşatmasına kadar 27 yıl devam eden Köprülüler devri başlamış oldu. Köprülü Mehmed Paşa devrinde Venediklilerle savaşıldı ve başarı kazanıldı. 1658'de Erdel'e düzenlenen seferin serdar-ı ekremi oldu ve bu eyaletteki ayaklanmayı bastırdı. Yine aynı yıl içinde Anadolu'daki Celalier üzerine yürüdü ve ayaklanmayı önledi. Almanya, Fra... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kubbe Vezirleri Nedir?
Topkapı Sarayı'nda "Kubbe altı" diye anılan ve burada toplanan vezirlere verilen addır. Bunlara "kubbe altı vezirleri" de denilirdi. Osmanlılarda önceleri bir vezir vardı. Sonra ikiye, üçe, beşe çıkarılmış ve sonra bu sayı daha da artmıştır. Kubbe vezirleri ikinci vezir demek olan "vezir-i sani", sonra sırasıyla "vezir-i salis", "vezir-i rabi", "vezir-i hamis" şeklinde anılırlardı. Beşinci vezire "küçük vezir" de denilirdi. Vezirler çoğalınca birinci vezir yerinde olana "vezir-i azam" denilmeye başlandı. Vezir-i sani, vezir-i azamdan sonra geliyor, diğerleri de sırasıyla birbirini takip ediyordu. Bundan dolayı vaktiyle bir "mesned" şeklinde olan vezirlik sonraları "paye" şekline vs kubbenişinlik de "mansıp" haline konulmuştur. Kubbe vezirlerinin divan azalığından başka görevleri yoktu. Padişahlar savaşa gittikleri zamanlarda vezir-i azam da beraber gittiği için vezir-i sani kaymakam sıfatıyla kalıyor, diğerleri savaşa katıl... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kul Kethüdası Nedir?
Yeniçeri Ocağı'nın en yüksek rütbeli subaylarından birinin unvanı idi. "Ocak Kethüdası", "Kethüda Bey" de denilirdi. Yeniçeri Ağası ile Sekbanbaşıdan sonra gelen Kul Kethüdası, aynı zamanda Ağa'nın yardımcısı durumunda idi. Daha sonra Sekbanbaşıdan fazla bir itibar kazanmış ve tamamıyla Yeniçeri Ağası'nın yardımcısı olmuştur. Kul Kethüdası, mutlaka ocaktan yetişir ve sırasıyla kademe kademe yükselerek bu mevkiye gelirdi. Bu sebeple Kethüdalar ocağın usul ve kaidelerini çok iyi bilirlerdi. Yeniçeri ağaları ocak dışından da seçildikleri ve bu gibilerin ocak nizamlarını bilemeyecekleri için Kul Kethüdası'nın ocaktan yetişmiş olmasının şarta bağlanması, Ağa'nın eksiklerini tamamlaması yönünden alınmış iyi bir tedbir sayılmaktadır. Kethüdanın imtiyazlarından biri de Yeniçeri Ocağı'nın izni olmadıkça, padişah tarafından azledememesidir. Buna karşılık Yeniçeri ağasının azli, diğer yüksek görevl... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kuleli Olayı 1859 Nedir?
Sultan Abdülmecid'i tahttan indirmeye yönelik, başarısız ayaklanma ve suikast teşebbüsü. Tertipçiler gizli bir dernek kurarak padişaha karşı suikast düzenlediler. Teşebbüsleri önceden haber alındığından, hareket başlamadan bastırılmış ve elebaşılar tutuklanarak Kuleli Kışlası'na konulmuştur (13 Eylül 1859). Yargılama ve soruşturma burada yapıldığından olay Kuleli Olayı adıyla tarihe geçmiştir. Başbakanlık Arşivi'nde bulunan belgelere göre, olay şöyle gelişmiştir: Derneğin başkanı, Süleymaniyeli Şeyh Ahmed'dir. Diğer üyeler Ferik Hüseyin Daim Paşa, Arnavut Caferdem Paşa, Tophane katiplerinden Arif Bey, binbaşı Rasim, Hezargratlı Şeyh Feyzullah, Kütahyalı Şeyh İsmail'dir. Derneğe üye kabul edilenler, Arapça olarak yazılmış "Süleymaniyeli Şeyh Ahmed ile aramızdaki sözleşmeyi kabul ettim. Ben söz vermiş bir fedaiyim" cümlesi yazılı taahhütnameyi imzalamışlardır, Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii'nd... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kutsal Yerler Meselesi Nedir?
Kudüs ve çevresi İsa'nın doğup büyüdüğü, çarmıha gerilerek öldüğü ve Hıristiyanlık dininin ilk yayıldığı bölge olduğundan, Hıristiyanlar buralara birçok kilise ve ziyaret yerleri yapmışlardı. Diğer taraftan Kudüs'ü Müslümanların elinden almak için yapılan Haçlı seferleri sırasında kurulan Hıristiyan devletlerinin başında bulunmuş olan kralların mezarları da Kudüs'deydi. Kutsal yerler genel olarak şunlardı: Kamaine Kilisesi, İsa'nın kabri, Meryem'in türbesi ve yanındaki bahçe, İsa'nın mezarı sanılan yer ve etrafı, Mağaratü'l-Mehd, Mağaratü'l-Reate ve etrafındaki arazi, Beytü'l-Lahim'deki büyük kilise, Hacer-i Mugtesil, Tahunü'l-Atik isimli alan ve oradaki mahzenler. Bu kutsal yerlerin korunması, idaresi, temizliği ve tamiri Hıristiyanlar için çok önemliydi. Bu sebeple Osmanlı Devleti buraları hakimiyeti altına aldıktan sonra bir kısım Hıristiyan devletler bu işlerin görülmesi için fermanlarla Osmanlı ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İç Oğlanı Nedir?
Osmanlı Devleti'nin gelişme döneminde, daha büyük ve muvazzaf bir ordu teşkil etme ihtiyacı ile birlikte bu orduyu teşkil edecek insan kaynaklarını da tespit etme çalışmaları önem kazanmıştır. Aşiret kuvvetleri buna yetmediği için esirlerden faydalanma yönüne gidildi. İlk defa I. Murad zamanında Acemi Ocağı kurularak savaşlarda alınan esirlerin beşte biri vergi olarak devlet tarafından alınıp bu ocağa yerleştirildi. Bunlar, ocaklarda sınıflarına göre eğitilir ve çeşitli hizmetlerde kullanılırlardı. Daha sonraları bu ocağa yeni kaynaklar bulmak için birtakım yeni imkanlar aranmıştır ki, bunların başında devşirmelik gelir. Devşirme, Hıristiyan tebaadan işe yarayacak erkek çocukların toplanmasıdır. Bir de kuloğulları vardır ki, bunlar da babaları yeniçeri olan çocuklardır. Yavuz Selim dönemine kadar Yeniçeriler evlenemezdi. Yavuz döneminde evlenme müsaadesi tedricen verilmiştir. İşte bu esirlerden alınan pençik... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İkbal Nedir?
Osmanlı padişahlarının duraklama ve gerileme devirlerinde, tahta çıktıktan sonra aldıkları hanımlardır. İkballere hanım, hanımefendi de denirdi. Padişahın genellikle 4 ikbali olurdu. Ancak zaman zaman bu sayı 6'ya kadar çıkmıştır. Bunlar kıdem sırasına göre baş ikbal, ikinci ikbal, üçüncü ikbal gibi adlar alırlardı. İkballer Tanzimat'a kadar odalık, gözde durumunda idiler. Bu tarihten sonra padişahın meşru hanımları oldular. Protokolde hanım sultanlara eşit bir muamele görürlerdi. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru ikballer önem kazanmış, XIX. yüzyılda Haremin sayılı kadınları arasında yer almışlardır. İkballer, Kadınefendilerin ölümü halinde kadınlığa terfi ettikleri gibi, padişahtan çocukları olduklarında da yükselebilirlerdi. Ancak çocukları olduğu halde yükselemeyen ikballer de vardır. İkballerin belirli bir maaşları vardı. Padişah ölünce veya tahttan indirilince, ikballer eğer isterlerse evlend... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İltizam Nedir?
Devlete ait bir mülkün kefil gösterilerek ve belirli bir süre için kiralanmasına iltizam, kiralayana da mültezim denirdi. İltizam devlete ait bir gelirin kesime bağlanmasıdır. Fetih devrinde zapt edilen araziler tahrir defterlerine yazıldıktan sonra belirli isimlerle belirli kimselere verilirdi. Bunların gelirleri "has" ve "tımar" adıyla sipahi, zaim, emin ve vezirlere "arpalık" adıyla sancak beyleri ve kale dizdar ve muhafızlarına, "tahsisat" adıyla vakıf kuruluşlarına ve "hass-ı hümayun" adıyla devlete verilirdi. Devletin bu topraklarından alacağı vergi, başlangıçta bizzat devlet tarafından toplandığı halde Fatih devrinden itibaren iltizam usulü de kabul edilmiş, her ikisi birden devam etmiştir. Zamanla devletin para bulmakta zorluk çekmesi üzerine "aşar' ve "ağnam" da dahil olmak üzere bütün gelirler peşin alınan bedeller karşılığı mültezimlere verilmeye başlandı. XVII. yüzyıl ortalarından itibaren tımarlar da mültezimler... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İmaret Nedir?
Osmanlılar döneminde çok yaygınlık kazanmış hayır kurumlarından biridir. Başlangıçta her türlü halka açık kuruluşa imaret denildiği halde sonradan aşevlerine özel isim olmuştur. Aşevi demek olan imaret, talebelerin, fakirlerin ve yolcuların bedava yiyip-içmelerini sağlayan, onları ve yolcuların hayvanlarını barındıran ve çoğu kere zengin hayırseverler tarafından kurulmuş olan sosyal yardımlaşma müesseseleridir. Hemen hepsi vakıf olarak kurulmuştur. İslam'da sadaka-ı cariye (kişi öldükten sonra da onu hayırla yad ettiren güzel işinin övülmüş olması birçok zengin hayırseverleri, cami, medrese, han köprü ve imaret gibi halkın yararına olan yapılar inşa etmeye sevk etmiştir ki bu, ahiret zahiresi kabul edilmiştir. Her imaretin kendine has bir vakfiyesi ve nasıl hizmet göreceğini belirten bir vakıfnamesi bulunurdu Bu vakıfnamelere göre, bir imaretin en az 20-25 personeli vardı. Bunlar nazır-ı imaret (müdür), emin-i... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İmrahor Nedir?
Has ahırın en büyük amiri. Buna "Büyük imrahor" veya "Emir-i ahur-i evvel" de denirdi. Kendisinden sonra gelen amire ise "Küçük imrahor" veya "Emir-i ahur-ı sani" denirdi. Büyük imrahor, özengi veya rikab ağalarındandı. Istabl-ı amire mensuplarının amiri olduğu gibi has ahıra ait çayır ve korulardan da sorumluydu. Yardımcısı küçük imrahor, arabacıların idaresiyle ve içoğlanlarına verilecek atlarla meşgul olurdu. Has imrahorların ulufelerinden başka arpalık olarak gelirleri de vardı. Bunlar ilk dönemlerde tımar derecesinde iken sonraları zeamet derecesine çıkarılmıştır. XVI. yüzyılda dış hizmete çıktıklarında sancak beyliği, XVII. yüzyıldan sonra da beylerbeyliği hatta vezirlik payeleri verilmiştir. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İmrahor Kasrı Nedir?
İstanbul'da Kağıthane deresi kıyısında yapılmış olan kasır. Bu kasır Lale Devri'nde büyük bir ün kazanmış olan Sadabat Sarayı'nın biraz ilerisinde kurulmuştur. Osmanlılarda, Kağıthane deresinin iki yanındaki düzlük, yılın bazı aylarında sarayın has ahırındaki atların otlaması için kullanıldığından, buradaki ahırların yakınında, 1589-1590 yıllarında ilk İmrahor Kasrı'nın yaptırıldığı tahmin edilmektedir. XVIII. yüzyılda bazı yabancı seyahatnamelerde İmrahor Kasrı'na "Büyük İmrahor Kasrı" denmekte idi. Osmanlı tarihi boyunca bir önceki yıkılıp yerine bir başkası yaptırılmak suretiyle İmrahor Kasrı hatırası ve adı yaşatılmıştır. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Kağıthane deresi kıyılarındaki saray ve diğer yapılar hassa kalfası Balyan tarafından yenilenirken İmrahor Kasrı da, yeni zevklere göre onarılmıştı. Etrafındaki çayırlı düzlük ise bir mesire yeri olmuş ve buna İmrahor v... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Toplam 7 sayfa, 5. sayfadasın: Önceki, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, Sonraki
Popüler Sayfalar:
Son Ziyaretler:
Coğrafya Sitesi Matematik Sorusu