Tarih Sözlüğü

Bu kategoride toplam 340 içerik bulunuyor.
Ganimet Nedir?
Savaşta düşmandan ele geçirilen her türlü eşya, silah, esir ve araziye verilen addır.

İslam'da ganimetin beşte dördü, savaşa katılan askerler arasında bölü-şülürdü. Süvariler, payının iki mislini hak olarak alırlardı. Beşte biri ise devlet giderlerini karşılamak üzere ayrılırdı (Enfal suresi: Biliniz ki ganimetinizden beşte biri Allah'a, onun ailesine, muhtaçlara, yetimlere, yolda kalanlara aittir.). Hz. Muhammed'in ölümünden sonra bu pay Müslümanların ortak yararlarına en uygun şekilde kullanılması için ayrılır, kullanılması imama bırakılırdı. Savaş esirleri de ganimet sayıldığından Müslümanların eline düşen Hıristiyanlar kadın ve çocuklar dahil, ganimette hisse sahibi askerler arasında köle olarak paylaşılırdı. Bu esirler gerekirse fidye ile veya Müslüman savaş esirleri ile değiştirilebilirdi.

Osmanlı fütuhatında ele geçirilen taşınabilir mallar, savaşa katılanlar arasında paylaşılır, ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Galata Sarayı Mekteb-i Sultanisi Nedir?
Osmanlılarda ilk defa Batı metodları ile öğretim yapmaya başlayan orta dereceli okul.

İstanbul'da, 1481 yılında, II. Bayezid tarafından, saray ve devlet hizmetlerine adam yetiştirmek için inşa edilen bu binanın, "Gül Baba" diye tanınan bir velinin öğüdü üzerine yaptırıldığı söylenir. 200 kişilik üç koğuş ve bir camiden ibaret okulda mutfak ve hamam teşkilatı da kurulmuştu. Zeki ve kabiliyetli devşirme çocuklarından seçilen ilk öğrencilerin ilk hocası Gül Baba idi. Derslerin arasında Arabi, Farisi, Kıraat, Hüsnühat, Musiki ve silah kullanma gibi konular vardı. Okula "Galatasaray-ı Enderun-ı Hümayun" adı verilerek ikinci Enderun-ı Hümayun idadi mektebi sayıldı.

Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında Galata Sarayı mektebinin esas kuralları tespit edildi. II. Selim zamanında bir de medrese kuruldu ve Enderun Mektebi Eski Saray'a taşındı. III. Murad devrinde yeniden Galata Sarayı'na getirilen Enderun ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Garipler Nedir?
Kapıkulu süvari askerleri arasında bir bölüm.

Bunlar Sağ Garipler, Sol Garipler adı altında teşkilatlanmışlardır. Bunlara gureba-ı yemin ve gureba-ı yesar veya aşağı bölükler adları da verilmişti. Bu teşkilat XV. yüzyıl sonlarında kurulmuştu.

Bunların bir kısmı Galata, İbrahim Paşa ve Edirne Sarayı'nda yapılan çıkmalarla sağlanırdı. Tehlikeli görevlerde bulunup, yabancılar içinden kura ile seçilirlerdi. Savaşta sağ garipler padişahın sağındaki sancağın dibinde, sol garipler ise sol alem dibinde yer alırdı. Garipler sefer yapılırken merkez kolunda her gece otağı ve ordunun ağırlıklarım korumakla görevli idiler.

Savaş sırasındaki en önemli görevleri sancak-ı şerifin korunması idi. Bu sebeple sancak-ı şerifin konulduğu çadırın etrafını karargah yaparlardı. Ayrıca seferde ordugaha odun naklini temin etmek de onların göreviydi.

Sağ ve sol garipler ayrı ayrı yüzer bölüğe ayrılmışlar... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Garp Ocakları Nedir?
Osmanlı Devleti'nin Kuzey Afrika'da Trablusgarp, Tunus ve Cezayir eyaletlerine müşterek olarak yerilen isim.

Trablusgarp 1551-1912, Tunus 1574-1881 , Cezayir 1525-1830 yılları arasında Osmanlı yönetiminde kalmışlardır. Hızır Reis, Barbaros Hayreddin Paşa Cezayir'in, Koca Sinan Paşa ile Kılıç Ali Paşa Tunus'un, Turgut Reis Trablusgarp'-ın fethinde hizmet ettiler.

Garp Ocakları XVI. ve XVII. yüzyılda deniz ticareti ve korsanlık ile zenginleştiler. Başlangıçta merkezden gönderilen beylerbeyiler tarafından yönetildiler. Daha sonra dayılar devri görüldü. Merkezden gönderilen yeniçeriler ve Anadolu'dan gelenler zamanla güç kazandılar. Yeniçeri ve sipahilerin yerli annelerden doğan çocukları bütün Garp Ocaklarında 'Kuloğlu' adıyla anıldılar. Hem askerlik ve hem idare sınıfında etkili olan kuloğullarına rastlandı.

Garp Ocaklarının yerli halkı genellikle Arap ve Berberi asıllı idi. Yeniçeriler, dayılar, kuloğulları... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Gedik Nedir?
Ticaret ve sanat ile uğraşma yetkisi ve bu yetkiye sahip esnaf.

Osmanlılarda her işin belirli kişiler tarafından yapılması anlamına gelen"Gedik"in bazı kuralları bulunmaktaydı. Esnaf grubu içinde belli bir işi yapmakla görevli olan kimse, bu işi ölünceye kadar elinde tutardı. Bir ustanın veya pirin başkanlığı altında toplanan kimselerden birinin yeri boşalmadıkça oraya bir başkası giremezdi. Bu sebepten ticaret ve sanatla uğraşan kimseler arasında, bunlardan birinin ölmesi veya hakkını bir diğerine devretmesi sonucunda gedik açılırdı. Bu açılan yere en uygun görülen, yani ustalık hakkı, ticaret yapma yetkisi, dükkan açma hakkı bulunan bir kişi getirilirdi.

Osmanlı Devleti'nde gedik usulünün devam ettiği yıllarda gedik sayısı artırılabilirdi. İstanbul, Eyüp, Galata ve Üsküdar çevresinde 47 enfiyeci dükkanı gediği varken, sonraları bu sayı 94'e çıkarılmıştı. 1860 yılından sonra tamamen kaldırılan ge... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Gedikli Nedir?
Osmanlı Devleti'nde ilk defa Yeniçerilerin çevresinde eskilikleri sebebiyle bazı haklara sahip olanlar hakkında kullanılmış bir tabirdir.

Yeniçeri Ağası'nın çevresindekilere "Ağa Gediklileri" denirdi. Bunlar, diğer Yeniçerilerden ayrılmak için bellerine baştan aşağı sarkan seraser denilen kumaştan kuşak sararlardı. Bu kuşaklı Ağa Gediklilerinin birincisi ağanın en yakın hizmetkarı ve başmehteri idi. Ondan bir derece aşağı olan orta mehter, Ağa Divanı'nı düzenler ve temizliğe bakardı. Küçük mehter ise Ağa kapısındaki talimhaneyle ilgilenirdi. Bu gedikliler terfi edince bölükbaşı, küçükçavuş, çavuş vekili ve çavuş olurlardı.

Daha sonraları kullanılan "Gedikli Efendiler" tabiri Hazine-i Hümayun'da bulunan ithalat ve ihracat defterleriyle diğer kayıtları tutan dört memurun unvanı idi. Divan-ı Hümayun hocaları arasında sayılan kıdemli katipler hakkında da "Gedikli Katibi" unvanı kullanılırdı. Enderun ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Gidiş Alayı Nedir?
Osmanlı padişahlarının saray dışındaki gezileri için düzenlenen alaylara verilen ad.

Padişahlar, resmi ve sayılı günler dışında yaptıkları gezileri halka ilan etmezlerdi. Ancak bu gezilerde de çok sade olmamakla beraber, bazı merasimler yapılırdı.

Bu alaylarda muhafızlar ve saraylılardan meydana gelen görevliler de bulunurdu. Başçuhadar padişahın yağmurluğunu taşıyarak rikab-ı hümayunun sağ, ikinci çuhadar, kırmızı atlas kese içinde Papuş-i hümayunu taşıyarak sol yanında olarak yürürlerdi. Çizmeci adındaki üçüncü çuhadar ise padişahın yedek çizmeleri ile başçuhadarın arkasında, dördüncü çuhadar onun arkasından giderdi. Bunların arkasından da gereği kadar salma çuhadar ile solaklar yürürlerdi. Ata biniş ve inişlerde, köprü veya dar geçitlerde solakbaşı dizgin tutardı. Padişahların gidişleri genellikle halktan gizli tutularak arz ve talepleriyle padişahı rahatsız etmemeleri sağlanırdı. ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Göç-i Hümayun Nedir?
Padişahların bir süre kalmak üzere saray dışındaki bir yere gitmesi olayı için kullanılır tabirdir.

Padişahlar istedikleri zaman, uygun mevsimlerde Saray dışına çıkarak Boğaziçi yalı ve köşklerinden birine veya Eyüp sahillerindeki yalılardan dilediğine gider, gün boyunca veyahut göç suretiyle bir müddet oralarda kalırlardı. Boğaziçi yalı ve köşklerine genellikle sabah erken vakitlerde, kayık ile giderlerdi. Saltanat kayığından önce çevredeki kayıkları uzaklaştırmak ve yol açmak için muhafız asker bulunan bir kafile çıkarılırdı. Bunların arkasında bulunan yedi çifte ikinci bir kayıkta Tülbent Ağası, padişahın sarıklı kavuğunu taşırdı. Tülbent Ağası, kavuğu sağa, sola eğdirerek çevreye padişahın selam ve iltifatını bildirirdi. Sonra gelen iki kayıktan birinde emir-i ahur, diğerinde de saray nazırı bulunur ve bunların hemen gerisinde, on üç çifte kürekli kayıkla padişah gelirdi.

Padişahı... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Gönüllü Yeniçeri Nedir?
Savaş zamanlarında savaşlara katılan veya kale korunması görevlerinde bulunanlar için kullanılan bir tabirdir.

Kalelerde büyüklük ve küçüklüklerine göre yeniçeri, topçu, cebeci gibi kapı kulu bulunurdu. Bunlar arasında nöbetle hizmet eden muhafızlardan başka kule muhafız kumandanı olan dizdarların maiyetinde yerli kulu, beşli azap, farisan veya atlı ulufeci muhafız askerleri ile birlikte gönüllü yeniçeriler de vardı.

Bu gönüllü yeniçeriler kalelerin bulundukları il ve ilçe halkından oluşurdu. Gönüllü yeniçeriler, yeniçeriliğin imtiyazlarından, yeniçerilik şerefinden faydalanmak için, maaşsız olarak alınırlardı. Bunların bulundukları yer, yeniçeri serdarının defterinde kayıtlı olurdu. Savaş zamanında gençler turnacılar vasıtasıyla serdarın komutası altında, techizatlarıyla bağlı bulundukları ortaya katılmak suretiyle savaşa gider "tashih bedergah" ile yeniçeri ulufe defterine maaşlı olarak kayded... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Gureba Nedir?
Osmanlı ordusunda altı kapıkulu süvari bölüğünden ikisinin adı idi.

Bu iki bölüklere Gureba-i Yemin ve Gureba-i Yesar denmekteydi. Gureba'ya yeni Müslüman olanlar ile Arap ve Acemler girerdi. Gureba sınıfından bu iki bölüğün bir başka adı da "Aşağı Bölükler" idi. Ulufeciyan ile Gureba Bölüklerinin bayraklarının alaca renkli olması bu iki bölüğe "Alaca Bayrak" da denilmesine sebep olmuştu. Gureba'nın diğer bölükler gibi Bölük Ağası, Kethüda, Kethüda Yeri, Katip, Kalfa adlarıyla büyük, başçavuş ve çavuş adlarıyla da küçük subayları bulunurdu. Maaşları, aralarından seçtikleri bir görevli tarafından Divan'dan alınır, veziriazam huzurunda kendilerine dağıtılırdı. Gündelikleri dokuz akçeden başlar, kıdemlerine göre yükselirdi. Bir müddet İstanbul'un çeşitli yerlerinde oturdular, daha sonra da Edirne ve Bursa yakınlarındaki köylere yerleştirildiler.

Gureba Ağaları harice çıkınca Defter Kethüd... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hacegan Nedir?
Defterdarlık, nişancılık gibi devlet dairelerindeki yazı işlerinin başında bulunan görevliler hakkında kullanılan tabirdir.

Bunlara "Hacegan-ı Divan-ı Hümayun da denilirdi. Hacegan, halk tarafından hoca suretinde kullanılan Farsça Hace'nin çoğuludur ve halk arasında hoca şeklinde kullanılmıştır. Hace; efendi, ağa, muteber zat, ev sahibi, reis, tüccar, muallim manalarına gelir.

Haceganlığın kuruluş zamanına dair Osmanlı tarihlerinde bir kayıt yoktur. Ancak, Fatih Kanunnamesi'nde Hacegandan söz edilmesi eskiliğinin belgesi olmaktadır.

Hacegan silsilesinin son derecesi, menasıb-ı sitte olarak adlandırılan nişancılık, şıkk-ı evvel, sani ve salis defterdarlıkları, reisülküttaplık, defter emin-liği idi. Tevcihatta bir yıllık olması üzere münavebe menasıbı denilen görevler hacegana ıpkaen veya müceddeden tevcih olunur ve bu menasıbın baş muhasebe, büyük ruznamçe, Anadolu muhasebecisi gibi büyükleri sadrazam... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hademe-i Hümayun Nedir?
Osmanlılarda saray hizmetinde bulunanlar için kullanılan bir tabirdir.

Bu terimin ne zaman ve hangi çeşit görevliler için kullanıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sonucu ortaya çıkmış olabileceği tahmin edilmektedir. II. Abdülhamid zamanında Avrupa saraylarına özenilerek kurulduğu sanılmaktadır. Kaldırılan Yeniçeri Ocağı'nın sarayda yaptığı işin benzerini yapmak amacıyla oluşturduğu ileri sürülmektedir.

II. Abdülhamid döneminde sayıları çok artan Hademe-i Hümayun teşkilatı arasından padişahın seçtiği birkaç kişi, özel haber alma işleri ile görevlendirilir ve rütbe verilirdi.

1908'de Hademe-i Hümayun teşkilatı yeniden düzenlendi; askerlik çağında olanlar askere alındı, yaşı ilerlemiş olanlar emekliye ayrıldı. 31 Mart 1909 inkılabından sonra ise sayıları azaltıldı, görev yetkileri sınırlandırıldı. Osmanlı saltanatının son zamanlarına kadar i... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Haliç Nedir?
İstanbul yakası ile Beyoğlu'nu ayıran bir iç limandır.

Bizanslıların "Kyryso-keras", Osmanlıların "Haliç-i Konstantiniye", Avrupalıların da "Altın Boynuz" adını verdikleri bu koy, Kağıthane ve Alibey derelerinin birleşen ağzının deniz istilasına uğramasında oluşmuştur.

İstanbul alındıktan sonra Fatih Sultan Mehmed, Haliç'e gereken önemi verdi ve burada bir tersane kurdu. Haliç'e Alibey ve Kağıthane derelerinden çamur sürüklenmesini önleyecek tedbirler aldı.

Daha sonraları tersane kadrosunda bir "Fundacı" birliği kuruldu. Kolağası rütbesinde bir subayın emrinde çalışan bu birliğin görevi, Kağıthane ve Alibey derelerine su akıtan yamaçlara funda, yonca dikerek Haliç'e çamur inmesini engellemek idi. Bütün bu önlemlere ilave olarak dereye setler yapılarak sular havuzlandırılmış ve durulduktan sonra Haliç'e akması sağlanmıştır.

Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan İstanbul Ter... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hamidiye Zırhlısı Nedir?
Sultan II. Abdülhamid tarafından 1903'de İngiltere'ye sipariş edilmiş olan 3805 tonluk bu kruvazör Elswick tezgahlarında, 1904'te bitirilerek, "Abdülhamid adıyla donanmaya katılmıştır.

104 m. uzunluğunda, 14.4 m. genişliğinde olup iki adet 15, sekiz adet 12, altı adet 4.7 cm.'lik ve altı adet 37 mm.'lik Armstrong topu ile donatılmıştı ve 22,2 mil sürat yapıyordu.

Hamidiye zırhlısı, 1908 yılında Sisam ayaklanmasının bastırılmasında önemli bir rol oynamıştır. 31 Mart olaylarını bastıran Hareket Ordusu Komutanı Mahmud Şevket Paşa, Yeşilköy'de karargahını kurduğu zaman, donanma birliklerinin arasında bu gemi de bulunuyordu. Sayısız görevi başarıyla sonuçlandıran Hamidiye zırhlısı, Balkan Savaşı'ndan önce Karadeniz'de, Anadolu'dan Rumeli cephelerine yapılacak askeri nakliyatın korunmasında da kullanılmıştır. Daha sonra Bulgaristan sahillerinin kontrolü vazifesini üstlenen bu gemi, bu arada Kavarna ve Varna'yı... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Han Nedir?
Osmanlı padişahlarının ve bazı Türk beylerinin kullandıkları unvandır. "Devlet başkanı, hükümdar" anlamındadır.

Eski Türklerde "Kan" şeklinde olan bu unvan, "kağan" ve daha sonraki çağlarda da "bakan" şeklinde kullanılmıştı.

Osmanlılarda Mehmed Han, Selim Han gibi kullanılan bu unvandan Türkçe'deki "hanım" kelimesi türemiştir. Bağımsız bir Han'ın idaresi altında bulunan devletlere "Hanlık" adı verilirdi.

Mimaride ise bu kelime, tüccarların, iş adamlarının yolcuların seyahat yolları üzerinde hayvanları ve eşyaları ile birlikte kalabilecekleri ve onlara yatacak güvenilir bir yer ve yiyecek sağlayan yapılara verilen addır. Ana yollar üzerinde inşa edilen bu yapılara "kervansaray" da denmektedir.

Osmanlılar devrinde Selçuklulardan kalan yol şebekeleri genişletilip han ve kervansaray kuruluşları arttırıldı, fethedilen yerlerde yeni hanlar inşa edildi. Çeşitli devirlerde, şehirlerde ve yollar üzerinde ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Haraç Nedir?
Tarım arazisinin gelirlerinden veya çalışanların emeğinden elde edilen gelir demek olan haraç, terim olarak devletçe kişilerden alınan vergi yerinde kullanılan bir deyimdir.

Haraç, Osmanlılarda iki çeşittir. Biri haraç-ı mukaseme, diğeri haraç-ı muvazzafa'dır.

1-Harac-ı mukaseme, arazinin hasılatından, öşürden yarısına kadar alınmak üzere, tayin olunan birimdir. Bölüşme manasına gelen mukaseme yerine verim kabiliyetine göre hasılattan onda bir, beşte bir, dörtte bir, üçte bir ve nihayet ikide bir hisse olmak suretiyle devletle paylaşmayı ifade eder.

2-Haraç-ı muvazzaf, tarıma elverişli arazide, toprağın verimine göre, maktu olarak dönüm veya cerip (60 kadem kare yüzölçümü) miktarlar üzerine uygulanan para veya nakit mal benzeri şeylerdir. Mukasemede haraç yani vergi, hasılatla ilgili olduğundan yıl içerisinde birden fazla ürün alınırsa fazla yapılan her ekim için de vergi alınır. Ancak arazi ekilmemi... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 1 yorum
Harbiye Nezareti Nedir?
Osmanlı yönetiminde, bugünkü Savunma Bakanlığı'nın görevlerini yürüten seraskerlik müessesesi.

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra 1908'de yetkileri de arttırılarak Harbiye nezareti olarak değiştirildi. Serasker'e de Harbiye nazırı adı verildi. 1826'da yeniçeri ocaklarının kaldırılması ve Nizam-ı Cedid'in kurulması ile ihdas edilen "Seraskerlik" makamına gelenler, bugünkü genelkurmay başkanları ve milli savunma bakanlarının durumundaydı. Eskiden zabtiye kuvvetleri de seraskere bağlıydı. Ancak daha sonra yapılan değişikliklerle serasker bakanlardan daha yetkili, genelkurmay başkanından daha yetkisiz hale geldi. Çünkü "Tophane Müşirliği"nin baktığı askeri fabrikalar, askeri mektepler ve donanma başka makamlara bağlı idi. Harbiye nazırlığı kurulunca, Harbiye nazırları Tophane'yi, askeri fabrikaları, askeri mektepleri de emirlerine aldılar. Yalnız donanma yine ayrı bir makam sahibinin Bahriye nazırlarının elindeydi. H... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Harem Ağası Nedir?
Sarayların ve büyük konakların harem dairelerinde hizmet eden hadım köleler.

Bunlara "Hadım Ağası" veya "Tavası" adı da verilir. Genellikle Kızıldeniz kıyılarında ve Mısır'da simsarlar aracılığı ile elde edilen ve usta cerrahlarca hadım edilen bu siyahi veya beyaz insanlar, görgü terbiye ve nezaket kaideleri yönünden ciddi bir öğrenime tabi tutulurlardı. Saraya alınan harem ağalarından başarı gösterenler yükselirler ve önemli görevlere tayin edilirlerdi. Zamanla, Osmanlı Saraylarında büyük bir nüfuza sahip olan harem ağaları, bir ara sadrazam İbşir Mustafa Paşa tarafından saraylardan uzaklaştırılmak istenmişse de, bu girişim olumlu bir sonuç vermemiştir. 1715 yılında sadrazam Şehid Ali Paşa, Mısır valisine bir emir göndererek bu kuruluşa bir son verilmesini istemiş, ancak bir süre sonra şehid olması yüzünden bu girişim de sonuçsuz kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son bulmasından sora harem ağalar... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hariciye Nezareti Nedir?
Osmanlılarda Dışişleri Bakanlığı görev (ve yetkisini taşıyan ve Reisülküttablık diye bilinen makamın Sultan II. Mahmud devrinde aldığı ad (1835-1836).

Reisülküttablık müessesesinin, Fatih Kanunnamesi'nde zikredilmiş olması, bu kuruluşun çok eskiden beri Osmanlılarda var olduğunu göstermektedir. Osmanlılarda Reisülküttblık, altı mansıbdan birisiydi ve bu makamın başında bulunan kimse Reisülküttb, Divan-ı hümayun katiplerinin de başı sayılırdı. Ancak, Nişancı'nın maiyyeti içinde sayıldığından büyük ehemmiyeti yoktu.

XVII. yüzyıl sonlarıyla XVIII. yüzyıl başlarına kadar Reisülküttab, Divan-ı hümayun üyesi değildi. Yalnızca Divan-ı hümayundan verilen hüküm ve beratları tashihten sonra, bunların doğrultusunda gerekli işlemleri yapar, hükümdar ve sadrazama gelen namelerin tercüme edilmesi ve cevaplarının hazırlanmasıyla ilgilenirdi. Sadrazamdan sultana ve sultandan sadrazama, yapılan yazışmalar... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Has Nedir?
Miktarı yüz bin akçeyi geçen hasılatı temin eden tımarlar hakkında kullanılan bir tabirdir.

Çoğulu "Havas”dır. Osmanlı Devleti'nin fütuhat döneminde arazi tımar, zeamet ve has namıyla üç bölüme ayrılmıştır. Mesela 500 köylü bir sancağın 200 veya 300 köyü ikişer-üçer köy olarak 80-90 tımara ayrılır, hak kazanan askerlere dağıtılırdı. Kalanı zeamet veya has itibar edilerek bundan vezirlere, beylerbeyilere, sancak beylerine ve sair ümeraya hisse ayrıldıktan sonra geriye kalan "Hass-ı hümayun" adı ile devlete bırakılırdı. Bu tımar, zeamet ve haslar, sahipleri tarafından ekilip-biçilir; yalnız aşar, ferağ ve intikalde harçlar ile kanunen tayin olunan resimler tımar ve has sahiplerine verilirdi.

Vezirlerle beylerbeyilere ve diğer ümeraya verilen haslara "havass-ı vüzera" denilmiştir.

Hicri XIII. yüzyıla gelinceye kadar devletin kasasına doğrudan doğruya giren varidat cizye, gümrük, maadin ve memleh... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Has Ahır Nedir?
İstabl-ı amire denilen ve padişahların atlarına ait ahır anlamında kullanılan bir tabirdir.

Has ahırdaki saraya ait atlar ve bunların ihtiyaçları için gerekli olan malzemenin temini ile has ahır işlerinin idaresine de "Has ahır erkanı" adını alan görevliler bakarlardı.

XVI. yüzyıl ortalarında yüzyıllara göre değişen bu görevliler, şunlardır: Birinci mirahur, ikinci mirahur, has kethüdası, beygir kethüdası, has rahtvan, beygir rahtvan, kursidan, odabaşı.

XVI. yüzyıldan sonra bu kadro değişmiş, birinci ve ikinci mirahur, ahır kethüdası, ahır halifesi, arpa katibi, saraçlar katibi, arpa surnamçesi, ikinci ahır kethüdası, rahtvan-ı evvel, serada-i evvel, serada-i sani, saraçlar başhalifesi, ikinci rahtvan hazinedar padişahın arabacıbaşı gibi yeni görevliler eklenmiştir.

XVII. yüzyıldan sonra Havass-ı Hümayun koruları hasılatının rikabiye ve nevruziyye ismiyle Enderun-ı Hümayun hazinelerine teslimi s... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Haseki Nedir?
Hükümdarın hizmetlerine ayrılmış kişi veya topluluğa verilen ad.

Bu hizmet türü Memluklarda da vardı. Osmanlı Devleti'nde harem kadınlarından, bostancılardan ve yeniçeri ortalarından olmak üzere üç bölüm haseki vardı. Birincilere "Hünkar Hasekisi" de denirdi. Bunların içinde çocuğu olanlar "Haseki Sultan" adını alır, erkek çocuk doğuranların başına taç giydirilirdi. Aralarında iyi bir mevkiye girenler "Kadın Efendi" unvanını alırdı ve sayıları 4, 6 veya 7 olabilirdi.

İkinci gruptakiler bostancı ocağı mensubu idiler ve "Bostancı Hasekileri" diye bilinirlerdi. Bunlar kırmızı çuhadan resmi elbise giyerlerdi. Bellerinde gaddare denilen gümüşlü bıçakları, ellerinde asaları bulunurdu. Padişah bir yere gideceği zaman bostancı hasekilerinden 60 kadarı etrafında bulunurdu.

Üçüncü grubu meydana getiren Yeniçeri Ocağı hasekileri Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulmuşlardı. Bunlar padişah ile birlikte ava... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hassa Nedir?
Padişahlara ve saraylara mahsus hizmetler hakkında kullanılır bir deyimdir.

Hassa alayı, Hazine-i Hassa, deyimlerindeki hassadan bunların doğrudan doğruya padişaha ait oldukları anlatılmak istenir.

Hassa avcıları:

Padişahların şikar halkı denilen ve av işlerine bakan görevlilerine verilen addır. Şahin, atmaca ve benzeri gibi avlamakta kullanılan kuşlarla zağar, tazı ve benzeri av köpeklerini bunlar terbiye ederler, padişahlar avlanırken beraber bulunurlardı.

Osmanlılarda av, saray eğlenceleri arasında önemli bir mevki işgal etmiştir. Sultan Orhan'ın oğlu Süleyman Paşa da bir av peşinde at koştururken düşüp ölmüştür.

Hassa Bostancıları:

Bostancılardan saray haricindeki bahçe ve bostan işleriyle meşgul olanlara verilen addı. "Usta" adı verilen başlarının nezareti altında ayrı ayrı topluluk halinde idiler. Her topluluk yerine ve işine göre on beş ile yüz kişi arasındaydı. Daha sonraları sar... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Has Oda Nedir?
Saray'da bu ad ile meydana getirilen yere ve ona mensup kuruluşa verilen addır.

"Hane-i has" olarak da kayıtlarda geçmektedir. Sultan Fatih Mehmed tarafından yaptırılmış ve hizmetine, otuz iki iç oğlanı konmuştur.

Aynı yerdeki Hırka-i Şerif Dairesi ise, sonradan Sultan Yavuz Selim tarafından yaptırılmıştır. Yavuz, Hırka-i Saadet Dairesi'ni Has Oda'nın üstüne bina ettirmiştir. IV. Murad da Hırka-i Saadet'in karşısına yeni bir Has Oda yaptırmış, bu suretle eski yer terkedilmiştir. Yavuz, binadaki tadilatı yaptırdığı sırada buraya hazine, kiler ve emektar çuhadarları da naklettirmiş ve bunların mevcudunu arttırarak sayılarını kırka çıkarmıştır.

Has Oda'nın XVI. yüzyıldan XVII. yüzyıl sonlarına kadar, derece itibariyle en büyükleri Has Oda Başı, Silahtar, Çuhadar, Rikabdar, Tülbent Gulamı ve Miftah Gulamı idi. Bunlar da dahil olduğu halde Has Oda mevcudu kırk kişiden oluşurdu. İlk dört ağaya arz ağa... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hat Sanatı Nedir?
Güzel yazı yazma sanatı.

Doğu ülkelerine has bir sanat koludur. İslam estetiğinin geliştirdiği Doğu kültürünün ürünüdür. "Yazı" kavramı ile kutsal kitap "Kur'an" arasında kurulan bir özdeşlikten kaynaklanan ve yazıyı güzelleştirmeye yönelik bir uygulamadır.

Yazı işini başlı başına bir sanat haline getiren Osmanlılar arasında bu konuyla ilgili her yenilik hürmetle benimsenmiş, divani, celi divani, siyakat gibi yazı türleri camilerde, kitap yazımında süslemede özenle kullanılmıştır.

Osmanlı sanatının en büyük ustası Amasyalı Şeyh Hamdullah (1436-1520) şehzadeliği sırasında, II. Bayezid'e yazı dersleri vermiş, Bayezid'in teşvikiyle denemelere girişerek, uzun bir çalışma sonunda ortaya koyduğu 6 çeşit örnekle, kullanılan yazıya ilk büyük yeniliği getirmiştir. Aynı zamanda çağının ünlü ok atıcılarından olan Şeyh Hamdullah, kendisinden sonra gelenlerce örnek hattat kabul edilmiş ve koydu... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hatt-ı Hümayun Nedir?
Genel olarak, Osmanlı Sultanının el yazmasına verilen ad.

Padişahın yazılı emri. Sadrazamın yazılı olarak arzettiği ve telhis, takrir gibi adlarla anılan başvuru kağıdının üzerine padişahın bizzat kendi el yazısı ile yazıldığı gibi, doğrudan doğruya bir kağıda da yazılırdı. Bu son türe "Beyaz üzerine hatt-ı hümayun" veya "re'sen" hattı-ı hümayun denirdi. II. Murad devrinden itibaren hatt-ı hümayunlar artmıştır. Padişah yazılarının bir adı da Hatt-ı şerifti.

Hatt-ı hümayunlar, akla gelebilecek özel veya resmi her konuda yazılabilirdi. Önemli tayin, emir ve buyruklar son derecede, süslü ve tezhipli olarak Divan-ı hümayun'dan hazırlanır ve en üstte özel bir yere padişahın hatt-ı hümayunu yazılırdı. Genellikle bunlara Hatt-ı hümayunla müveşşah ferman, emr-i şerif vb. denirdi.

Bugün Osmanlı Devlet arşivlerinde, Osmanlı sultanlarının binlerce hatt-ı hümayunu mevcuttur.

1832 yılından i... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hazine Nedir?
Mal sandığı, kasa yerinde kullanılan bir deyimdir.

Osmanlılarda devlet gelirleri iki tür hazinede kayıt altına alınırdı. Bunlar Hazine-i Birun (dış hazine), Hazine-i Enderun (iç hazine) idi. Dış hazine; devletin adi ve daimi gelir ve giderlerinin kayıtlarını tutuyordu, iç hazine, savaş ve olağanüstü harcamalara ait yedek hazine idi. Her yıl gelirden kısılan bir miktar para iç hazineye konulur, savaş halinde oradan sarf edilirdi. Günlük harcamalar için oradan para alınmak zorunluğu doğarsa sadrazam ve maliye nazırı demek olan defterdar tarafından yazılı emir verirlerdi. Ödünç alınan bu para sonradan iç hazineye tekrar ödenirdi.

Bir ihtiyaç halinde taşınmak zorunda kalan çok miktardaki paraya da hazine denilirdi.

Yeniçerilerin ulufeleri yani maaşları için düzenlenen "mevacib defteri"nin üçüncü kopyasına da "hazine" adı verilirdi. Üç nüsha yapılan bu defterin birincisi "efendi kapısı"nda saklanır, üçünc... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hazinedar Usta Nedir?
Padişahın özel hizmetine bakan cariyelere verilen addır.

Bunlara "hazinedar kalfa" da denilirdi. Padişahı giydirip kuşatmak, yatırıp kaldırmak gibi özel hizmetlerle sorumlu idiler. Bu sınıfta kıdem ve sıra aranmazdı. Padişah, cariyelerden istediğini, daha doğrusu hoşlandığını bu hizmet için görevlendirirdi. Bunların sayısı muayyen olmamakla beraber 15'i geçmezdi. İkametgahları, padişahın yatak odasının yakınında idi. Hazinedar ustalar geceleri padişahın kapısı önünde nöbet beklerlerdi. Hizmetlerini padişaha beğendirmek için yarışırlar ve bol miktarda maaş alırlardı.

Hazinedar ustalar, 35-40 yaşlarında ve daha ziyade sarayda büyümüş, terbiye görmüş, tecrübeli emektar kadınlardı. Saraya yeni alınan kızlar, genç cariyeler önce hazinedar ustanın yanına verilir, o suretle terbiye edilirlerdi.

Haremin bütün kıymetli eşyalarının muhafazasından hazinedar ustalar sorumlu idiler. Hazinedar adını almal... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hazinedarbaşı Nedir?
Saraydaki Enderun ağalarının ileri gelenlerinden birine verilen addı.

Hazinedarbaşı görevi kapı ağalığı, kilercibaşılık ve saray ağalığı ile birlikte II. Murad tarafından kurulmuştur. Fatih Kanunnamesi'nde de "hazinebaşılık"dan söz edilmektedir.

Hazinedarbaşı, hazine-i hümayunun subayı idi. Çalışanları yönetirdi. Özellikle hazinenin muhafazasına özen gösterirdi. Diğer bir görevi de padişahın seccadesini muhafaza etmekti. Padişah namaz kılacağı zaman seccadeyi bizzat yayar ve serdiği yerde padişaha zararı dokunabilecek bir maddenin bulunup bulunmadığını anlamak için de yeri dikkatle muayeneden geçirirdi.

Hazinedarbaşı görevi son zamanlara kadar devam etmiştir (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hazine-i Hümayun Nedir?
Maliye idaresi ve teşkilatı yerine kullanılır bir terimdir.

Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda "beytülmal" denilen ve "defterdar" adlı bir memurun idaresinde bulunan para işleri için ayrı manalar ifade eden "hazine-i padişahi", "hazine-i amire", "hazine-i emiriye", "hazine-i devlet" ve "hazine-i maliye" tabirleri de kullanılmıştır.

Son dönemlerde savaş ve diğer olağanüstü masraflara karşı bir ihtiyat hazinesi olmak ve varidat-ı havass-ı hümayun geliri, ganimetler ve hükümdarlardan alınan hediyeler için bir "iç hazine" ile "enderun hazinesi" teşkil edildiği gibi, daha sonraları da gelir ve hasılatın cinsine göre hazineler de kurulmuştu.

Saraya giren ve çıkan eşyalardan hazine kethüdası birinci derecede sorumlu idi. Diğerleri ise muamelelerin yürütülmesinde kendisine yardım etmekle görevli idiler.

Hazine-i hümayun ayda bir defa tetkik edilir ve düzenlenirdi. En ufak bir şeyin bile zayi olmamasına dikkat edilirdi. Hazi... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hekimbaşı Nedir?
Osmanlı saray teşkilatında, sağlık işlerinin başında bulunan görevlidir.

Osmanlı toplumunda sağlığa ve sağlık kuruluşlarına büyük önem verilmiş; bu sebeple o dönemin bilgileri ile yetişip ün yapmış hekimleri saray teşkilatında yer almışlardır. Böylece, sarayda önemli görevlilerin de özel hekimleri olmuştur. Sarayda görevli hekimlere hassa hekimi adı verilmiştir. XV. yüzyılda II. Murad'ın saray hekimlerinden birinin bu hekimlerin başına getirilmesi ile hekimbaşılık ortaya çıkmıştır. İlk hekimbaşı Şeyh Sinaneddin'dir.

Bu kuruluşun zamanla gelişerek, Osmanlı İmparatorluğu'nun sağlık konularıyla uğraştığı; hastaneleri, tımarhaneleri ve tıp medreselerini yönettiği, resmi ve özel sağlık görevlilerini tayin ettiği görülmektedir. Hekimbaşılarının sağlık işlerinde geniş yetkileri vardı; emirlerinde, cerrahbaşılar, kehtalbaşılar bulunurdu. Ayrıca hekimbaşıların görevleri arasında, savaş ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Helvahane Ocağı Nedir?
Osmanlı saray mutfağı.

Matbah-ı Amire'nin her çeşit tatlılar ile reçel, şurup ve macun gibi tatlı çeşidini yapanların bağlı bulundukları ocağın adıdır. Burada kokulu macun da yapılırdı. Ata Bey'in Enderun Tarihi'nde (1297) verdiği bilgiye göre "Bu ocakta senede bir defa ilk baharda büyük kazanlarla bir çok nane, dar-ı fülfül, hevlican, gül, gelincik macunları kaynatılır, nefs-i hümayun için baş lalaya, kilerin başkullukçusu ile lüzumu kadar gönderildiği gibi saray iç ve dış dairelerine ve Silahtar, Darüssade ağası ve diğer bütün saray mensuplarına da dağıtılırdı."

Helvahane ocağı mensuplarının bir kısmı sürekli, diğer bir kısmı da geçici bir zaman için hizmet ederlerdi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Heyet-i Temsiliye Nedir?
Heyet-i Temsiliye, Sivas Kongresi'nin 11 Eylül 1919'da seçmiş olduğu on altı kişilik kuruldur.

Kongre kabul ettiği tüzük ve yayınladığı beyanname ile Mondros Ateşkes Antlaşması'nın çizmiş olduğu sınırlar içindeki Osmanlı ülkesinin birçok yerlerinde meydana gelen ve aralarında bağlantı bulunmayan bütün ulusal direniş kuruluşlarını "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adıyla birleştirerek tek bir yönetim altında topladı. Böylece bütün milli güçlerin bir elden yönlendirilmesi imkanı sağlanmış oluyordu. Ancak, kongre gündemindeki maddelerin görüşülmesini bitirmek üzereydi ve dağılacaktı. Dağıldıktan sonra kararlarını yürütecek, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'ni sürekli temsil edecek bir heyet kurmak zorunda idi. İşte Kongre'nin seçim ile işbaşına getirmiş olduğu bu heyet Heyet-i Temsiliye adı ile Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlatılıp yürütülmesi ve yeni bir Türk Devleti'nin kurul... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hıdiv Nedir?
Osmanlı padişahı Abdülaziz zamanında Mısır valilerine verilen unvan.

8 Haziran 1867'de Sultan Abdülaziz, "hıdiv" unvanını Büyük Fuad Paşa'nın isteği üzerine ilk defa Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın torunu İsmail Paşa'ya verdi. İsmail Paşa'dan sonra oğlu Tevfik Paşa, daha sonra da Abbas Hilmi Paşa, Mısır hıdivi oldular.

Mısır hıdivleri protokolde sadrazam ve şeyhülislam ile aynı derecede sayılırdı. Bunlar aynı toplantıda bir araya gelirlerse, hıdiv sadrazam ve şeyhülislamdan sonra gelirdi.

19 Aralık 1914'te bu unvan, İngilizler tarafından kaldırıldı. İngilizler, Birinci Dünya Savaşı'na katılan Osmanlılardan Mısır ile Sudan'ı aldılar. Son Osmanlı hıdivi İngilizler tarafından tanınmamasına rağmen, Osmanlılar bu makamı Lozan Anlaşması'na (23 Temmuz 1923) kadar tanıdılar. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hıyanet-i Vataniye Kanunu Nedir?
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışından altı gün sonra çıkardığı yasa.

Bu yasaya göre TBMM'ye karşı ayaklananlar, sözle bile olsa varlığını inkar edenler vatan haini sayılacak ve ölüm cezası ile cezalandırılacaktı.

TBMM vatana ihanet edenleri kendi üyelerinin cezalandırmasını uygun gördü ve İstiklal Mahkemelerini kurdu.

Kanun Numarası : 2

Kabul Tarihi : 29 Nisan 1336 (1920)

Madde 1.

Makamı Mualla-yı Hilafet ve Saltanatı ve Memalik-i Mahruse-yi Şahaneyi yedi ecanipten tahlis ve taarruzatı defi maksadına matuf olarak teşekkül eden Büyük Millet Meclisi'nin meşruiyetine isyanı mutazammım kavlen veya fiilen veya tahriren muhalefet ve ifsadatta bulunan, hain-i vatan addolunur.

(Yüce hilafet makamı ve saltanatı ve ülkeyi yedi yabancı devlet güçlerinden kurtarmak ve saldırıları önlemek amacına yönelik olarak kurulan Büyük Millet Meclisi'ne karşı düşünce veya uygulamalarıyla veya yazdıkları yazı... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Humbaracı Ocağı Nedir?
Demir veya tunçtan dökülmüş, içi boş ve yuvarlak barut gücü ile gülle atmaya yarayan Humbara adındaki topu yapmak ve bu topları savaşta kullanmakla görevlendirilmiş olan asker sınıfı.

Humbaracılar üç gruba ayrılırdı. a) Cebeci ocağından olanlar: Bunlar genellikle humbara yaparlardı. b)Topçu ocağından olanlar: Bunlar humbara atarlardı. c)Kalelerde görevli olan humbaracılar.

Cebeci ve topçu ocaklarına bağlı olan humbaracılar, ulufeliydiler ve İstanbul'daki kışlalarında kalırlardı. Zeamet ve tımarlı olanlar ise kalelerde görev yaparlardı. Bunlar bazen İstanbul'a bilgilerini arttırmak için gelirler ve savaş zamanı yerlerine dönerlerdi. Zamanla bozulan bu ocağın, yeniden düzenlenmesi için Sadrazam Topal Osman Paşa, İslamiyet'i kabul ederek Osmanlıların hizmetine girmiş olan Kont Bonneval'ı (Humbaracı Ahmed Paşa) İstanbul'a çağırarak görevlendirdi (1731). Ahmed Paşa, Bosna'dan getirdiği 300 Humbaracı ile kurd... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hutbe Nedir?
Cuma ve bayram namazlarında yapılan dini hitabe.

İlk şekliyle hutbe daha çok devlet icraatını, halka duyurmak ve halkı siyasi ve sosyal hadiseler hakkında aydınlatmak amacını güderdi. Bugün ise Cuma namazında, namazdan önce, bayram namazında ise namazdan sonra okunan hutbeler daha çok dini, sosyal ve ahlaki konuları ele almaktadır.

Hutbe, Cuma namazının şartlarından biridir. Cuma namazının farzından önce okunur. Hatip hutbeye Allah'a hamd ile başlar. Bunu kelime-i şehadet ve Peygambere salavat takip eder. Bundan sonra vaaz ve nasihatlere geçirilir ve hutbenin birinci safhası bu şekilde biter. Her iki hutbede de takvaya davet olunur ve dua edildikten sonra ilk hutbede veya hatiplere göre her ikisinde de ayet okunur. Hatibin bir minber üzerinde veya yüksek bir yerde bulunması ve cemaate doğru dönerken, selam vermesi sünnettir. Bayram hutbeleri de Cuma hutbeleri gibidir, ancak bazı noktalarda ayrılır. İkinci hutbede yedi tekbir çekili... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hünkar Çavuşu Nedir?
Resmi unvanı "Maiyyet-i Seniyye Çavuşu" olan hünkar çavuşları için "Mabeyn Çavuşu" deyimi de kullanılırdı.

Görevleri, sarayın korunması ile birlikte davet ve tebliğleri yerlerine ulaştırmaktır.

Hünkar çavuşları, genellikle saray mensupları ve büyük devlet memurlarının oğulları ile akrabalarının çocuklarından, tavsiye ve iltimas edilen gençlerden alınır, ayrıca askerlerin gösterişlilerinden de seçilirdi.

Hünkar çavuşlarından başarı gösterenler zabitliğe yükseltilir, hatta yaverliğe geçirilenler de olurdu.

Sayıları yirmi civarında olan hünkar çavuşlarının başlıca görevleri devlet adamlarına padişahın iradelerini tebliğ etmek, saraya çağırmak, yazılan acele kağıtları sahiplerine ulaştırmak, cuma ve bayram selamlık alaylarında bulunması, padişahlar bir yere gittikleri zaman arkalarından atla gitmekti.

Hünkar çavuşları askerlik görevinde sayıldıklarından aylık alırlar; yılda... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kese Nedir?
Altın ve gümüş paraların muhafazasında kullanılan torba.

Ayrıca kese, belli bir miktar parayı bildiren bir terimdir. Akçe için 'kese" altın için de "surre" deyimi kullanılmıştır. Fatih ve II. Bayezid zamanında, otuz bin akçe veya on bin altına kese denirdi. Daha sonra Trablus, Tunus ve Cezayir darphanelerinde basılan "Sultani altını" keselerinin her biri biner adetlik olup, 1537'de yüz bin, 1660-1661 'de kırk bin, 1688'den sonra elli-bin akçeye bir kese denilmiştir. Osmanlıların mali konuları daima kese üzerinden yürütülmüştür. 1635'te yapılan ilk bütçe, kese hesabı ile olmuş, 1876 yılında birinci Meclis-i Mebusan'a verilen bütçeye kadar bu usul devam etmiştir. II. Mahmud döneminde sayılmalarındaki güçlükten dolayı yirmilikten bin, onluktan iki bin adedi bir keseye konulur, bu şekilde beş yüz kuruş üzerinden işlem görürdü. Osmanlı maliyesinde üç türlü kese vardı: Kise-i Rum beş yüz kuruş, Divani kese dört y... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Jön Türkler Nedir?
Osmanlı İmparatorluğu'nda XIX. yüzyılın ikinci yarısında meşruti bir hukuk düzeni kurmak, Kanun-ı Esasi ilanıyla serbest seçimlere gitmek ve böylece kurulacak meclise, millet ve memleketin geleceğini teslim etmek fikrini savunan imparatorluğun kurtuluşunun da ancak bu şekilde olabileceğine inanan kişilere verilen ad.

Jön Türk (Fr. Jennes Turcı) adı, ilk defa Mustafa Fazıl Paşa'nın yayınladığı bir mektupta kullanıldı. Daha sonra Namık Kemal ve Ali Suavi tarafından da benimsenerek Yeni Osmanlılar karşılığı olarak kullanıldı. Birinci ve İkinci Meşrutiyet'i hazırlayan ve Osmanlı İmparatorluğu'nda değişiklikler yapılmasını isteyen, bütün ihtilalciler için kullanılmıştır.

1865'te İstanbul'da kurulan, Yeni Osmanlılar Cemiyeti, Jön Türk hareketinin öncüsü sayılır. Cemiyetin kurucuları: Sağır Ahmed Bey'in oğlu Mehmed Bey, Komiser Nuri, Kayazade Reşad, Suphi Paşazade Ayetullah ve Namık Kemal'dir. Kısa zamanda ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kılıç Alayı Nedir?
Osmanlı padişahlarının tahta çıkışlarında kılıç kuşanmaları münasebetiyle yapılan merasim. İstanbul, Eyüp'te Hz. Halid'in türbesinde yapılan bu merasimin yerine getirilmesi için belli bir süre olmamakla birlikte padişahın arzusuna göre iki ila yedinci günü yapılırdı. Kılıç kuşatma görevi şeyhülislamdan veya nakibü'l-eşraftan biri tarafından yerine getirilirdi. Kuşatılan kılıç, her zaman aynı değildi. Hz. Peygamber, Hz. Ömer, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi ve Sultan Yavuz Selim'in kullandığı kılıcı kuşananlar olmuştur. Tahta çıkan her yeni hükümdar cülusundan birkaç gün sonra büyük bir alayla -bazen karadan bazen de deniz yolu ile- Eyüp'-e gider ve türbede kılıç kuşandıktan sonra genellikle kara yolu ile gitmiş ise denizden, deniz yolu ile gitmiş ise karadan saraya dönerdi. (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Köprülüler Devri Nedir?
Osmanlı Devleti'nde görev almış vezir ailesi. Köprülüler devri, Köprülü Mehmed Paşa'nın sadrazam olmasıyla başlar. Köprülü Mehmed Paşa, Osmanlı tarihinde hiçbir sadrazamın padişahtan istemeye cesaret edemediği yetkileri istemiştir. Bu yetkiler, yaptıklarına asla karışılmaması, hakkında yapılan şikayetlere önem verilmemesi, devlet memuriyetlerinde yapacağı tayinlere ve azillere karışılmamasıydı. Saltanat naibesi Turhan Valide Sultan, Mehmed Paşa'nın bütün bu isteklerini kabul etti ve 15 Eylül 1656'da 78 yaşındaki Mehmed Paşa'ya mühr-i hümayun verildi. Bu şekilde II. Viyana kuşatmasına kadar 27 yıl devam eden Köprülüler devri başlamış oldu. Köprülü Mehmed Paşa devrinde Venediklilerle savaşıldı ve başarı kazanıldı. 1658'de Erdel'e düzenlenen seferin serdar-ı ekremi oldu ve bu eyaletteki ayaklanmayı bastırdı. Yine aynı yıl içinde Anadolu'daki Celalier üzerine yürüdü ve ayaklanmayı önledi. Almanya, Fra... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kuleli Olayı 1859 Nedir?
Sultan Abdülmecid'i tahttan indirmeye yönelik, başarısız ayaklanma ve suikast teşebbüsü. Tertipçiler gizli bir dernek kurarak padişaha karşı suikast düzenlediler. Teşebbüsleri önceden haber alındığından, hareket başlamadan bastırılmış ve elebaşılar tutuklanarak Kuleli Kışlası'na konulmuştur (13 Eylül 1859). Yargılama ve soruşturma burada yapıldığından olay Kuleli Olayı adıyla tarihe geçmiştir. Başbakanlık Arşivi'nde bulunan belgelere göre, olay şöyle gelişmiştir: Derneğin başkanı, Süleymaniyeli Şeyh Ahmed'dir. Diğer üyeler Ferik Hüseyin Daim Paşa, Arnavut Caferdem Paşa, Tophane katiplerinden Arif Bey, binbaşı Rasim, Hezargratlı Şeyh Feyzullah, Kütahyalı Şeyh İsmail'dir. Derneğe üye kabul edilenler, Arapça olarak yazılmış "Süleymaniyeli Şeyh Ahmed ile aramızdaki sözleşmeyi kabul ettim. Ben söz vermiş bir fedaiyim" cümlesi yazılı taahhütnameyi imzalamışlardır, Tophane'deki Kılıç Ali Paşa Camii'nd... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kubbe Vezirleri Nedir?
Topkapı Sarayı'nda "Kubbe altı" diye anılan ve burada toplanan vezirlere verilen addır. Bunlara "kubbe altı vezirleri" de denilirdi. Osmanlılarda önceleri bir vezir vardı. Sonra ikiye, üçe, beşe çıkarılmış ve sonra bu sayı daha da artmıştır. Kubbe vezirleri ikinci vezir demek olan "vezir-i sani", sonra sırasıyla "vezir-i salis", "vezir-i rabi", "vezir-i hamis" şeklinde anılırlardı. Beşinci vezire "küçük vezir" de denilirdi. Vezirler çoğalınca birinci vezir yerinde olana "vezir-i azam" denilmeye başlandı. Vezir-i sani, vezir-i azamdan sonra geliyor, diğerleri de sırasıyla birbirini takip ediyordu. Bundan dolayı vaktiyle bir "mesned" şeklinde olan vezirlik sonraları "paye" şekline vs kubbenişinlik de "mansıp" haline konulmuştur. Kubbe vezirlerinin divan azalığından başka görevleri yoktu. Padişahlar savaşa gittikleri zamanlarda vezir-i azam da beraber gittiği için vezir-i sani kaymakam sıfatıyla kalıyor, diğerleri savaşa katıl... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kul Kethüdası Nedir?
Yeniçeri Ocağı'nın en yüksek rütbeli subaylarından birinin unvanı idi. "Ocak Kethüdası", "Kethüda Bey" de denilirdi. Yeniçeri Ağası ile Sekbanbaşıdan sonra gelen Kul Kethüdası, aynı zamanda Ağa'nın yardımcısı durumunda idi. Daha sonra Sekbanbaşıdan fazla bir itibar kazanmış ve tamamıyla Yeniçeri Ağası'nın yardımcısı olmuştur. Kul Kethüdası, mutlaka ocaktan yetişir ve sırasıyla kademe kademe yükselerek bu mevkiye gelirdi. Bu sebeple Kethüdalar ocağın usul ve kaidelerini çok iyi bilirlerdi. Yeniçeri ağaları ocak dışından da seçildikleri ve bu gibilerin ocak nizamlarını bilemeyecekleri için Kul Kethüdası'nın ocaktan yetişmiş olmasının şarta bağlanması, Ağa'nın eksiklerini tamamlaması yönünden alınmış iyi bir tedbir sayılmaktadır. Kethüdanın imtiyazlarından biri de Yeniçeri Ocağı'nın izni olmadıkça, padişah tarafından azledememesidir. Buna karşılık Yeniçeri ağasının azli, diğer yüksek görevl... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İç Oğlanı Nedir?
Osmanlı Devleti'nin gelişme döneminde, daha büyük ve muvazzaf bir ordu teşkil etme ihtiyacı ile birlikte bu orduyu teşkil edecek insan kaynaklarını da tespit etme çalışmaları önem kazanmıştır. Aşiret kuvvetleri buna yetmediği için esirlerden faydalanma yönüne gidildi. İlk defa I. Murad zamanında Acemi Ocağı kurularak savaşlarda alınan esirlerin beşte biri vergi olarak devlet tarafından alınıp bu ocağa yerleştirildi. Bunlar, ocaklarda sınıflarına göre eğitilir ve çeşitli hizmetlerde kullanılırlardı. Daha sonraları bu ocağa yeni kaynaklar bulmak için birtakım yeni imkanlar aranmıştır ki, bunların başında devşirmelik gelir. Devşirme, Hıristiyan tebaadan işe yarayacak erkek çocukların toplanmasıdır. Bir de kuloğulları vardır ki, bunlar da babaları yeniçeri olan çocuklardır. Yavuz Selim dönemine kadar Yeniçeriler evlenemezdi. Yavuz döneminde evlenme müsaadesi tedricen verilmiştir. İşte bu esirlerden alınan pençik... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kutsal Yerler Meselesi Nedir?
Kudüs ve çevresi İsa'nın doğup büyüdüğü, çarmıha gerilerek öldüğü ve Hıristiyanlık dininin ilk yayıldığı bölge olduğundan, Hıristiyanlar buralara birçok kilise ve ziyaret yerleri yapmışlardı. Diğer taraftan Kudüs'ü Müslümanların elinden almak için yapılan Haçlı seferleri sırasında kurulan Hıristiyan devletlerinin başında bulunmuş olan kralların mezarları da Kudüs'deydi. Kutsal yerler genel olarak şunlardı: Kamaine Kilisesi, İsa'nın kabri, Meryem'in türbesi ve yanındaki bahçe, İsa'nın mezarı sanılan yer ve etrafı, Mağaratü'l-Mehd, Mağaratü'l-Reate ve etrafındaki arazi, Beytü'l-Lahim'deki büyük kilise, Hacer-i Mugtesil, Tahunü'l-Atik isimli alan ve oradaki mahzenler. Bu kutsal yerlerin korunması, idaresi, temizliği ve tamiri Hıristiyanlar için çok önemliydi. Bu sebeple Osmanlı Devleti buraları hakimiyeti altına aldıktan sonra bir kısım Hıristiyan devletler bu işlerin görülmesi için fermanlarla Osmanlı ... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İkbal Nedir?
Osmanlı padişahlarının duraklama ve gerileme devirlerinde, tahta çıktıktan sonra aldıkları hanımlardır. İkballere hanım, hanımefendi de denirdi. Padişahın genellikle 4 ikbali olurdu. Ancak zaman zaman bu sayı 6'ya kadar çıkmıştır. Bunlar kıdem sırasına göre baş ikbal, ikinci ikbal, üçüncü ikbal gibi adlar alırlardı. İkballer Tanzimat'a kadar odalık, gözde durumunda idiler. Bu tarihten sonra padişahın meşru hanımları oldular. Protokolde hanım sultanlara eşit bir muamele görürlerdi. XVIII. yüzyılın sonlarına doğru ikballer önem kazanmış, XIX. yüzyılda Haremin sayılı kadınları arasında yer almışlardır. İkballer, Kadınefendilerin ölümü halinde kadınlığa terfi ettikleri gibi, padişahtan çocukları olduklarında da yükselebilirlerdi. Ancak çocukları olduğu halde yükselemeyen ikballer de vardır. İkballerin belirli bir maaşları vardı. Padişah ölünce veya tahttan indirilince, ikballer eğer isterlerse evlend... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İltizam Nedir?
Devlete ait bir mülkün kefil gösterilerek ve belirli bir süre için kiralanmasına iltizam, kiralayana da mültezim denirdi. İltizam devlete ait bir gelirin kesime bağlanmasıdır. Fetih devrinde zapt edilen araziler tahrir defterlerine yazıldıktan sonra belirli isimlerle belirli kimselere verilirdi. Bunların gelirleri "has" ve "tımar" adıyla sipahi, zaim, emin ve vezirlere "arpalık" adıyla sancak beyleri ve kale dizdar ve muhafızlarına, "tahsisat" adıyla vakıf kuruluşlarına ve "hass-ı hümayun" adıyla devlete verilirdi. Devletin bu topraklarından alacağı vergi, başlangıçta bizzat devlet tarafından toplandığı halde Fatih devrinden itibaren iltizam usulü de kabul edilmiş, her ikisi birden devam etmiştir. Zamanla devletin para bulmakta zorluk çekmesi üzerine "aşar' ve "ağnam" da dahil olmak üzere bütün gelirler peşin alınan bedeller karşılığı mültezimlere verilmeye başlandı. XVII. yüzyıl ortalarından itibaren tımarlar da mültezimler... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
İmaret Nedir?
Osmanlılar döneminde çok yaygınlık kazanmış hayır kurumlarından biridir. Başlangıçta her türlü halka açık kuruluşa imaret denildiği halde sonradan aşevlerine özel isim olmuştur. Aşevi demek olan imaret, talebelerin, fakirlerin ve yolcuların bedava yiyip-içmelerini sağlayan, onları ve yolcuların hayvanlarını barındıran ve çoğu kere zengin hayırseverler tarafından kurulmuş olan sosyal yardımlaşma müesseseleridir. Hemen hepsi vakıf olarak kurulmuştur. İslam'da sadaka-ı cariye (kişi öldükten sonra da onu hayırla yad ettiren güzel işinin övülmüş olması birçok zengin hayırseverleri, cami, medrese, han köprü ve imaret gibi halkın yararına olan yapılar inşa etmeye sevk etmiştir ki bu, ahiret zahiresi kabul edilmiştir. Her imaretin kendine has bir vakfiyesi ve nasıl hizmet göreceğini belirten bir vakıfnamesi bulunurdu Bu vakıfnamelere göre, bir imaretin en az 20-25 personeli vardı. Bunlar nazır-ı imaret (müdür), emin-i... (Devam)
Tarih Sözlüğü 29 Şubat 2012 Yorum yok
Toplam 7 sayfa, 5. sayfadasın: Önceki, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, Sonraki
Son Ziyaretler:
Coğrafya Sitesi Matematik Sorusu Türkçe Sitesi