Genel

Bu kategoride toplam 64 içerik bulunuyor.
1830 İhtilalleri
Viyana Kongresi'nin getirdiği düzene ilk tepki hareketi Fransa'da başlamıştır. Viyana Kongresi'nden sonra Fransa Kralı, ülkede asıl gücü elinde bulunduruyordu. Bu arada iktidardaki krallık taraftarı muhafazakârlar, basın ve düşünce özgürlüğüne sınırlama getirdiler. Anayasanın tanıdığı hakları vermediler. Bu nedenle muhafazakârlarla liberaller arasında tartışmalar başladı.

Kral 10. Şarl, Meclis'i dağıttı. Yapılan yeni seçimi muhalifler kazanınca Kral, Meclis'i tekrar dağıttı ve basın özgürlüğünü kaldırdı. Bu gelişmeler üzerine halk ayaklandı; Kral tahttan indirilerek daha liberal görüşleri benimseyen Lui Filip tahta çıkarıldı (1830).

Sonuçları

Yeni Kral, anayasaya sadık kalacağına dair yemin etmiştir.

Fransa'da meşruti krallık kurulmuştur.

Fransa'da başlayan ihtilaller, diğer Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.

Avrupa Ülkelerinde liberal demokrasiler güçlenmiş ve parlamenter sisteme ... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
1848 İhtilalleri
Nedenleri

Milliyetçilik hareketlerinin, liberalizmin güçlenmesi ve bunların bağımsızlığa dönüştürülmek istenmesi.

Sanayi devrimi ile ortaya çıkan işçi sınıfının bir takım sosyal haklar talep etmesi.

Fransa'da Kral, işçilerin sorunlarını çözmeyi ihmal etti. Ayrıca kişi hürriyetlerini kısıtlamış, şahsi iktidarını kuvvetlendirme yoluna gitmiştir. Bu durum, ihtilâlin patlak vermesine neden oldu. İhtilalin çıkmasında liberallerin ve sosyalistlerin büyük etkisi olmuştur.

Sonuçları

Kral istifa etmiş ve Fransa'da cumhuriyet ilan edilmiş, sosyal hukuk devleti kavramı doğmuştur.

Halka seçim hakkı tanınmıştır.

Ölüm cezası kaldırılmış ve esir ticareti yasaklanmıştır.

Avusturya'da toprak köleliği kaldırılmıştır.

1848 İhtilalleri, İtalya, Avusturya, Prusya, Belçika, Hollanda ve İngiltere'de görülmüştür.

Avrupa'da liberalizmde önemli gelişmeler olmuştur.

İtalya ve Almany... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
1887 Almanya-Rusya Antlaşması
Almanya'nın 1882 Üçlü İttifak ile Avrupa'da kurmuş olduğu kesin üstünlük. 1885-86 Bulgaristan olaylarında Avusturya ile Rusya'nın çatışması ve dolayısıyla İkinci Üçlü İmparatorlar Ligi'nin dağılmasıyla zayıflamış bulunuyordu. Zira Bismarck, Rusya'yı bir kere daha elden kaçırmıştı. Bu sebeple Bismarck, durumu yine düzeltmek istedi. Yalnız şuna artık kesin kanaat getirmiş ki, üçlü bir kombinezon içinde Avusturya ile Rusya'yı birarada tutmak mümkün değildi. O halde işin çıkar yolu, bu iki devleti ikili anlaşmalarla kendisine bağlamaktı.

1879 İttifakı ile Avusturya'yı kendisine bağlamıştı. Bu sebeple 1887 Haziranı'nda Rusya ile ikili bir anlaşma yaptı ve 1887 Rus-Alman Antlaşması ile politikasını Rusya'ya tekrar kabul ettirdi. Bu anlaşma ile Bismarck. Rusya'yı Almanya'nın yanına çekebilmek için Osmanlı İmparatorluğu'nu feda etmiş ve Rusya'nın Boğazlar'ı ele geçirmesini kabul etmiştir.

1887 Alman-Rus An... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Sfenks
Aslan vücutlu ve insan başlı masal canavarı.

Hayal ürünü ve kutsal bir hayvan olan sfenksin başlangıçta sadece Mısırlılara özgü bir varlık olduğu anlaşılıyor. Onların sfenksi, başı fira­vunun yüzünü tasvir eden uzanmış durumda bir aslandır. En ünlüsü, çölde, Kefren piramidi yakınında, kayaya oyulmuş olan dev Gize sfenk­sidir (17 metre yükseklik ve 39 metre genişlikte).

Yunan mitolojisinde canavar, dişileşmiştir: kartal kanatları, kadın yüzü ve göğüsleri vardır. Efsaneye göre sfenks, Thebai şehri yakınlarında bir kayanın tepesinde durur ve sorularına karşılık veremeyen yolcuları yermiş. Oidipus şehrin kapılarına vardığı zaman sfenks ona şu bilmeceyi sormuş: «Sabah dört ayak, öğleyin iki ayak ve akşam üç ayak üzerinde yürüyen hayvan hangisidir?» Oidipus sorunun karşılığını bulmuş: «İnsan çocukken dört ayak emekler, erişkin yaşta iki ayağının üstünde durur, yaşlanınca da üçünc... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Amerika Bağımsızlık Savaşı
Bu savaş aslında bir bağımsızlık savaşı olarak ortaya çıkmamıştır. Tam tersine 13 İngiliz Kolonisi'nin İngiltere'ye karşı ayaklanmasında vergi meselesi temel sebep olmuştur. Zira 1756-1763 Yedi Yıl Savaşları sonucunda İngiltere, Fransa'dan Hindistan sömürgesini kapmış olsa da bu savaş esnasında oldukça çok para harcamış ve bu açığı gidermek için Amerika'daki kolonilerine ağır vergiler dayatmıştır.

1765'te vergi meselesinden çıkan sürtüşme, 1775'lerde iyice dallanıp budaklandı. 1776'ya gelindiğinde Thomas Jefferson'ın kaleminden çıkan Bağımsızlık Beyannamesi'nin ilanı ile 13 Koloni ve İngiltere arasında çıkan çatışma "Bağımsızlık Savaşı" haline gelmiştir.

İnsanların doğuştan, yaşama hakkı, hürriyet hakkı ve saadetini temin etme gibi başkasına devredilemez hakları vardır. Devletler, bu hakları sağlamak için kurulmuştur ve yönetenler her türlü iktidarı yönetilenlerin rızasından alırlar. ... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Admetos
Grek mitolojisinde, Teselya'nın Ferai kentinin kralıdır. Apollon, tanrılar tanrısı Zeus kendisini Olimpos'tan sürünce, çobanlık etmeye başlamıştı. O günlerde Admetos'tan çok iyilik gördüğü için, onun Alkestis'le evlenmesini sağladı. Admetos, eceli gelince, ailesinden kendi yerine ölmeye razı olacak birini bulabilirse, ölümden kurtulabilecekti. Gelgelelim, ağır hasta düşünce, kendi yerine ölecek hiç kimseyi bulamadı. En sonunda, karısı Alkestis kendini onun yerine feda etti. Admetos'un hikâyesi "Dede Korkut Masalları" ndaki "Deli Dumrul" hikâyesini çok andırır. (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Adonis
Grek mitolojisinde, aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite'in sevgilisi, genç bir avcıdır. Efsaneye göre, bir yaban domuzu Adonis'i öldürünce, Aphrodite delikanlının her yıl, altı ay yeraltından çıkıp yeryüzüne dönmesi için tanrıları kandırdı. Adonis'in böyle her yıl yeniden canlanıp ölmesi. Eski Yunanistan'da Adoniya Bayramı olarak kutlanırdı. Bu gelenek, tabiatın her yıl uykuya dalıp, sonradan yeniden canlanmasını temsil ederdi. Bu göreneğin Yunanistan'a Küçük Asya'dan (Anadolu) geldiği anlaşılıyor. Çünkü, Frikyalıların Attis, Babillilerin Tammuz tanrıları Adonis'i çok andırır. Ayrıca, bunlara tapınılış biçimleri de, bu geleneğin daha önce oralarda yerleştiğini göstermektedir. (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Afrika'nın Sömürgeleşmesi
Afrika'nın sömürgeleşmesi gayet kısa bir sürede olmuştur. O kadar ki, 1870'de Afrika'nın ancak onda biri sömürge iken, 1890 da sömürge olmamış kısım ancak onda bir miktarında idi. Afrika'nın insanlığın bilgisine açılması devre devre olmuştur ve burada da üç devreyi tesbit etmek mümkündür. Bunlardan ilk devreyi teşkil eden ilk çağlarda, Kuzey Afrika'da Mısır ve Kartaca medeniyetlerine rastlamaktayız. Daha sonra bunların yerini Roma İmparatarluğu'nun dağılmasından sonra ve Osmanlı İmparatorluğu'nun ortaya çıkışı ile, Kuzey Afrika Osmanlı İmparatorluğu'nun kontroluna girmiştir. 8'inci, 9'uncu ve 10'uncu yüzyıllarda ise Arap Yarımadası'nın Doğu Afrika ile temasa geçtiğini görüyoruz.

Somali, Kenya ve Kızıldeniz kıyıları 10. yüzyıldan itibaren Arapların sömürgesi olmuştur. Doğu Afrika'nın Arapların sömürgesi olması, bu bölgelerde Arap dil ve kültürünün ve aynı zamanda Müslümanlığın yayılması neti... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Amerigo Vespucci
Amerika Kıtası’na adını veren İtalyan denizci Amerigo Vespucci, Mart 1454’te Floransa’da doğdu, 22 Şubat 1512’de İspanya’da öldü. Coğrafya ve kozmolojiye küçük yaşta ilgi duyan Vespucci, bu alandaki bilgilerini amcası Giorgio Antonio’dan aldığı derslerle derinleştirdi. 1479’da Medici ailesinin temsilcisi olarak Fransa’ya gitti. Ülkesine dönüşünde Lorenzo de Medici’nin bankasında çalışmaya başladı. 1491’de Medici’nin İspanya’da Sevilla’da bulunan gemicilik şirketinde görevlendirildi.

Bu görevi sırasında üçüncü seferine çıkmak üzere Kristof Kolomb ile tanıştı. Mayıs 1499’da Alonso de Ojeda komutasındaki bir filoyla bilinen ilk keşif gezisine çıktı. Bu gezisi sırasında Brezilya kıyılarını dolaştıktan sonra Amazon Nehri’nin denize döküldüğü noktaya ulaştı. Dönüş yolculuğunda Trinidad ve Haiti Adası’nı dolaşan Vespucci, kendisinden önce bu bölgeyi dolaşan Kolomb gibi yeni buluna... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Antik Dönem Tarih Yazarları
AELİUS LAMPRİDİUS

Diocletianus zamanında yaşamış Latin tarihçilerinden biri olan Aelius Lampridius, daha sonraları Historia Augusta ismi altında toplanan imparator biyografilerinin altı yazarından biridir.

AELİUS SPARTİANUS

Diocletianus zamanında yaşamış bir Latin tarihçisi olan Aelius Spartianus, daha sonraları Historia Augusta ismi altında toplanan imparator biyografilerinin bazılarını yazdı. Ayrıca Aelius Spartianus, Hadrianus, Septimus Severus, Caracalla ve Geta'nın hayatını yazdı.

AFRİCANUS, SEXTUS IULİUS (M.S. 180 -250)

Hazırladığı evrensel kronolojiyle tanınan bir Hıristiyan tarihçi olan Africanus'un hayatı üzerine yeterli bilgi bulunmamaktadır. İmparator Severus Alexander'in koruması altına girdikten sonra, elçi olarak Roma'ya gönderildi (222). En büyük yapıtı olan Chronographia (221), Africanus'un M.Ö. 5499'da başladığını varsaydığı yaradılıştan M.S. 221'e değin geçen dönemdeki dinsel ve din dış... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Aphrodite (Venüs)
Göz kamaştıran bir güzelliğe sahip olan Aphrodite, güzellik tanrıçasıdır. Efsaneye göre dalgaların köpüğünden doğmuştur. Bir ilkbahar sabahı, Kıbrıs Adası kıyılarında kıpırtısız olan deniz, birdenbire köpüklü beyaz bir dalga ile hareketlendi. Bu dalga ile birlikte bir sedef kabuğu kıyıya vurdu. Sedefin kapağı açıldığında içinden güzeller güzeli Aphrodite çıkmıştı.

Beraberinde aşk tanrısı olan oğlu Eros da vardı. Kumsalda yürüdükçe bastığı yerlerde renk renk güzel kokulu çiçekler açıyordu. Zaman tanrıçaları olan Horalar, onları karşıladılar ve önce Aphrodite'i güzelce yıkayıp vücudundaki tuzlu deniz suyunu temizlediler. Uzun saçlarını örüp başını altın bir taçla süslediler, üzerine tülden süslü elbiseler giydirip, boynuna kıvılcımlar saçan kolyeler taktılar.

Daha sonra onu ve oğlunu alıp Olympos'a çıkardılar. Olympostaki tanrılar, bu güzeli görünce hayranlıklarını gizleye... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Arkeoloji Bilimi
Arkeoloji bir bilim dalı olarak, XIX. yüzyıldan beri kendi içinde tarihsel gelişim ve değişim geçirerek, diğer bilim dalları arasında yerini almıştır. Eski toplumların bütün yapıp etmeleri (beslenme tarzları, ürettikleri ürünler, savaşları...) maddi kalıntıları, maddi kalıntılara bağlı olarak ilişkileri... vb. arkeolojinin konusunu oluşturur. Bu yüzden arkeolojinin uğraştığı, ele aldığı bütün sorular ve sorunlara "arkeolojik metin" diyebiliriz. O halde öncelikle arkeolojik bir metnin yorumlanmasının ne olup olmadığı ve arkeolojik yorumlamanın niteliğini incelememiz gerekiyor.

Arkeologun arkeolojik metinle arasındaki tarihsel uçurumun varlığı, yorumu kaçınılmaz bir hale getirir. Ama hemen belirtmemiz gerekir ki; yorum sadece tamamlanmamış parçaları tamamlamak için yapılan bir uygulama değildir. Yorum; arkeolojik metni anlamlandıran, metnin konuşmasına kulak veren ve ona katılan bir uygulamadır. Öte yandan en bet... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Athena (Minerve)
Bir adı da Palas olan Athena, Baş Tanrı Zeus'un çok sevdiği bir kız idi. Zekâ tanrıçası Athena'nın doğumu oldukça gariptir. Annesi akıllı Metis (Hikmet)'ti. Efsaneye göre Baş Tanrı Zeus, Metis'i yutmuş, yani kendi içine atmış ve onu kendisinin bir parçası yapmıştı.

Akıllı ve zeki Zeus Metis'i uzun süre kafasının içinde taşıdı. Ondan kurtulma zamanı gelip çatınca demir ve ateş tanrısı Hephaistos'u çağırdı. Ona "Başım çatlayacakmış gibi ağrıyor, artık dayanamıyorum. Alnıma hızla keskin baltanı vur. Korkma sen emrimi yerine getir, ben başıma ne geleceğini biliyorum." dedi.

Hephaistos, Baş Tanrıya karşı gelmeye cesaret edemedi ve baltasını Zeus'un alnına indirdi. O anda yarılan yerden zafer çığlıkları atan güzel bir kız çıktı ve dans etmeye başladı. Tepeden tırnağa kadar silahlı idi. Başında altın bir miğfer kıvılcımlar saçıyordu. Parlak bir zırh, bütün vücudunu kaplamıştı. Elinde ise ... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Çin-Japonya Savaşı
Japonya'nın Çin'e ait bulunan Kore ile ilgilenmesinin sebeplerini şunlardır:

Kore gelişmekte olan Japon ekonomisi için hem bir ham madde kaynağı ve hem de iyi bir pazar olabilirdi. Kore'nin yeraltı ve yerüstü zenginlikleri genişti.

Japonya ilerde Asya'da da yayılacak ise, Kore bu iş için iyi bir atlama taşı olabilirdi. Asya'ya adım atabilmek için ilk önce Kore'ye ayak basmak gerekirdi.

Asya'dan Japonya'ya yönelebilecek bir tehdit ve tehlike de keza Kore'yi bir atlama taşı olarak kullanabilirdi.

Bu sebeplerin tesiriyle Japonya, 1870'lerden itibaren Kore ile ilgilenmeye başladı. Bu ülkedeki faaliyetlerini her gün biraz daha arttırdı. Bu durum yirmi yıl kadar sürdü. Lakin bu yirmi yıl içinde de Japonya'nın Çinle münasebetleri her gün biraz daha bozulmaya başladı. Ve sonunda Çin 1894 de Japonya'ya savaş ilan etti.

Savaş fazla sürmedi. Japonya kendi adalarından kalkıp Çin'e asker çıkardı ve kara muharebelerinde inanılmaz b... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Çivi Yazısı
Yazı, en genel tarifiyle, ağızdan çıkan seslerin, dolayısıyla sözcüklerin, kulak ya da jest yardımı olmaksızın, gözle görülebilen, bazen de dokunulabilen işaretler halinde biçimlendirilerek kaydedilmesini sağlayan araçtır.

İletişini Araçları ve Fikir Yazıları

İnsanoğlu varolduğundan beri, duygu ve düşüncelerini başka kişilerle paylaşabilmek için, çok çeşitli iletişim yolları bulmuştur. Bunların ilk örnekleri arasında, günümüzde dahi pek çok toplum tarafından kullanılan görsel işaretleri, yani ateş, duman ve ışığı ya da akustik işaretler olarak adlandırdığımız, davul ve ıslık çalmayı gösterebiliriz. Ancak bütün bunlar zaman ve alan açısından sınırlanmıştır. Yani mesaj verildikten hemen sonra kaybolurlar ve tekrar edilmedikleri sürece başa alınma olanakları yoktur.

Ayrıca, hepsi sadece az ya da çok birbirine yakın bölgede bulunan kişiler arasındaki iletişimde kullanılabilirler. Alan ya d... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Ermenilerin Kökeni
Anadolu'nun bugün halen yaşayan en eski kavimlerinden biri olan Ermenilerin kökeni kimi kaynaklara göre Urartulara kadar uzanır. Tarihçilerin üzerinde uzlaştığı temel görüşlerden biri ise, Ermenilerin, M.Ö. 700'lerde Fırat'ın doğusuna yerleşen Hint-Avrupa kökenli Phrygialıların bir kolunun, bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve Kafkas kökenli halklarla karışmasından meydana geldiğidir.

Çevreden gelen sürekli akınlarla yaşadıkları bölgede ayakta kalmaya çalışan Ermenilerin tarihi, bitmek bilmeyen bir devlet kurma ve yitirme mücadelesini anlatır. Başta İranlılar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar ve çeşitli Türk Beylikleri olmak üzere pek çok ulusla savaşan, tarih boyunca çoğu zaman kendi toprakları üzerindeki egemenliklerini yitiren Ermeniler, buna rağmen dillerini ve kültürlerini yaşatmayı, kısaca var olmayı becerebildiler.

Hıristiyanlık ve Ermeniler

Ermeniler, Hıristiyanlı... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Eros (Amour)
Eros, annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve neşe getirir, insanların gönüllerini aşk ateşi ile yakar, insanların mutluluklarını ya da sonlarını hazırlardı. Sırtında bir çift kanadı vardı. Bu kanatlarla uçarak dünyayı dolaşır, geçtiği yerlere çiçek kokuları saçardı.

Eros'un elinde her zaman okları olurdu. Bu oklarla insanları kalplerinden vurur onları birbirlerine aşık ederdi. Ve bir gün kendisi de bir güzele aşık oldu.

Psykhe (Ruh) bir kralın üç kızının en güzeli idi. Gerçekten o kadar güzel, o kadar alımlıydı ki görenler onu Aphrodite sanıyorlar ona tapınıyorlardı. Aphrodite, bir ölümlü ile karıştırılmaktan hiç hoşlanmamıştı. Bu yüzden bir gün oğlu Eros'u yanına çağırdı ve onu dünyanın en çirkin erkeğine aşık ederek cezalandırmasını istedi. Eros, annesinin isteğini yerine getirmek için hemen yola koyuldu.

Psykhe'yi bulduğunda, çok gururlu olan ve kimseye aşık olmamakla övünen bu... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Eski Tunç Çağı
Tarih öncesi uygarlığın gelişme sürecinde, M.Ö. 3000-2000 yılları arasındaki evredir. Bu döneme, insan topluluklarının maden işçiliği alanında gösterdikleri ilerlemden ötürü Tunç Çağı denmiştir.

İlk kez bu dönemde bakır, kalayla karıştırılmış ve elde edilen yeni alaşım, daha etkili silahların yapımında kullanılmıştır. Bu dönemde insanlar, artık surlarla kuşatılmış kentlerde oturmuşlardır. Evler kerpiçtendir; ancak taş temellidir. Dikdörtgen planlı bu yapılarda, ocaklar, sedirler ve fırınlar yeralmıştır.

Bu dönemin en belirgin özelliklerinden birisi de daha önceki çok renkli seramik geleneğinin bir yana bırakılmış olmasıdır. Seramikler, tek renkli ve az boyalıdır. Bu döneme özgü kırmızı renkli seramiklerde, geometrik desenlere de rastlanır. Kaplar gaga ağızlı, çaydanlıklar emzikli, çömlekler geniş karınlıdır. Kâseler tek, vazolar çift kulpludur.

Bu döneme ait en önemli yerleşim yer... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Hamamın Tarihçesi
Erken dönem Hellen banyo yapılarında olsun, Roma İmparatorluk dönemi kompleks hamamlarında olsun, hypokaust sistemi uygulamaları prensipte aynı çalışma düzeneğine sahip olduğundan genel terminolojisinde farklılık görülmez. Buna karşın, özellikle Roma İmparatorluk döneminde ortaya çıkan gelişkin planlar, mekan içindeki bölümlerde farklılıklar ortaya koymuş ve erken örneklerde olmayan bu kısımlar da terminolojideki tek farklılık olarak ortaya çıkmıştır. Burada ise terminoloji, özellikle üzerinde yoğunlaşılan hypokaust sistemi nedeniyle iki farklı bölümde, ısıtmanın yapıldığı taban altı 'alt yapı', taban üzerindeki asıl yıkanma bölümleri ise 'üst yapı' şeklinde ayrılarak incelenmiştir.

A) Alt Yapı

Genel anlamda hypokaust uygulaması; ısınmış gazın döşeme altında oluşturulmuş bir alt yapıda dolaşımını sağlayarak, hamam içinde ısıtmayı sağlayan sistemdir(lev.I). Özele inildiğinde ise bu sistem... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kadının Yaratılışı
Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl, onları şımartınca Zeus, o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi.

Zeus, oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos, babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı. Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı.

Heykel bitince, onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları, bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pndora adını taktılar.

Athena, ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri ... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
İşlenmiş Maden Çağı
Cilâlı Taş Çağı'nın sonlarında, dünya aşağı yukarı bugünkü şeklini almıştı. Buzul Çağı bittiğinden iklim ısınmış ve büyük buzullar erimeye başlamış; bu da deniz düzeyini yükseltmişti. M.Ö. 6.000'de İngiltere'yi kıtaya bağlayan dar kara parçası sular altında kaldı. Seine, Ren ve Tuna ırmakları da dar vadilere çekildiler. İnsanlar, uygarlık yolu olan ırmak boylarında yerleşerek toplu bir hayat sürmeye başladılar.

Bu yerleşme yerlerinden en eskisi olan Nil vadisi, M.Ö. 7.000-6.000 yıllarında uygarlığın ilerlemesine büyük katkısı bulunacak bir olaya sahne oldu. Günlerden bir gün, Nil kıyılarında yaşayan biri (artık buradakilere Mısırlı diyebiliriz) Sina yarımadasında yolculuk ederken pek şaşırtıcı bir olayla karşılaştı: Herkesin her zaman yaptığı gibi, bir ateş yakmıştı. Ancak ateşin yandığı yerde bazı taşların eridiğini, aktığını ve ateş söndüğünde bunların yeniden sertleşti... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kalkolitik Çağ
Adını taşın yanısıra bakır kullanımından da alan Kalkolitik Çağ, kültür tarihinde ilk ön kent kültürlerinin başladığı dönem olarak bilinir. Yeni veriler, madenin ilk işlenmesinin Neolitik Çağ'ın Çanak Çömleksiz evresinde başladığını ortaya koymuşsa da, kullanımının çeşitlenmesi ve yaygınlaşması bu dönemde gerçekleşmiştir.

MÖ yaklaşık 5.000-3.000 yılları arasına tarihlenen Kalkolitik Çağ, İlk, Orta ve Son olmak üzere üç aşamada incelenir. Gelişkin tarım ve hayvancılık, insanın sosyal yapısındaki değişimleri giderek çabuklaştırmıştır. Yöneticiler, din adamları, çeşitli zanaatçılar gibi farklı grupların yanısıra anıtsal mimari, savunma ve sulama sistemleri, uzak mesafe ticareti ile lüks/prestij maddelerinin ticareti gelişmiştir. Bu gelişim sonucu, Anadolu'da, söz konusu çağ yerleşme yerlerinin sayısının 852'ye ulaştığı görülür.

Önemli merkezler arasında, batıdan doğuya, Bakla T... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Jacques-Yves Cousteau
Çocukluğundan beri denize ilgi duyan Jacques-Yves, denizaltının eşsiz güzelliklerinin farkına, 26 yaşında genç bir deniz subayı iken varır. İlgisi giderek büyür ve ölünceye dek süren bir sevdaya dönüşür.

Jacques-Yves, dünyanın bütün denizlerini dolaşır. Kimsenin dillerini bilmediği binlerce dost edinir ve bize de bu "Su Gezegeni" ni başkalarıyla paylaşıyor olduğumuzu anımsatır. Onların efendisi değil, dostu olmamızı ister. Bunun için de sonuna kadar çaba gösterir.

Subay ve Dalgıç Jacques-Yves Cousteau, 11 Haziran 1910'da Bordeaux yakınlarında, zengin bir pazar şehri olan St. Andre-de-Cubzac'de doğar. 4 yaşında yüzmeyi öğrenir. Çocukluğunda suya olduğu kadar, makinalara da ilgisi vardır. Daha 11 yaşındayken bir model vinç ve 13 yaşındayken de pille çalışan bir araba yapar.

Babası Amerikalı bir milyonerin yanında çalışmaktadır. Ailesini iki yıllığına Amerika'ya götürür. Ağabeyi Pierre ile Manhattan ... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Klasik Arkeoloji
Klasik Arkeoloji daha çok Antik Çağ diye adlandırılan Yunan ve Roma uygarlıklarını kapsayan bir dönemi içerir. Dar anlamıyla yaklaşık olarak M.Ö. 6. yüzyıl ile M.S. 3 yüzyıl arasındaki zaman dilimi ile ilgili olsa da geniş anlamıyla M.Ö. üçüncü binyıla kadar uzanan Girit, Yunan Anakarası ve Anadolu'nun batı ve güney kıyılarını içeren kültürlerin gelişimini inceler.

Ege Denizi ve Ülkeleri

Ege bölgesi, Ege deniziyle çevrilen veya sınırlanan adalarla Asya ve Avrupa kıtaları kıyılarını, yani Yunanistan, Makedonya ve Trakya'nın doğu, Anadolu'nun ise batı ve güneybatı kıyılarını içine alan bölgedir. Ege kıyılarının çok girintili çıkıntılı olması, iyi korunmuş sayısız liman ve koylara sahip bulunması, denize doğru uzanan sıra dağlar arasında verimli vadilerin yer alması, iki kıta arasında jeolojik bir çöküntünün kalıntıları olan çeşitli büyüklükte birçok adaların bulunması, böylece Ege den... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Mevlana Celaleddin Rumi
Mevlâna, 30 Eylül 1207 yılında, bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh Şehri'nde doğmuştur. Babası, Belh Şehri'nin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî'nin oğlu Bahaeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle, Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrılır. İlk durak Nişâbur olmuştur. Nişâbur Şehri'nde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile karşılaşırlar. Mevlâna, burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Bahaeddin Veled, Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket eder. Hac göreviniı yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğrar. Şam'dan sonra Ma... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Midas'ın Kulakları
Efsaneye göre Marsyas adındaki bir Satiros, (keçi ayaklı, sivri kulaklı yarı insan yarı hayvan yaratıklar) bir gün kırlarda dolaşırken Athena'nın icat ettiği ancak çalarken yüzü çirkinleştiğinden fırlatıp attığı flütü buldu. Bir tanrıçanın eseri olduğu için çok güzel sesler çıkaran flütü çalmaya başladı ve bir süre sonra marifetin kendisinde olduğuna inanmaya başlayarak kendini Apollon'a rakip görmeye başladı.

Bunun üzerine Apollon, kazananın kaybedene istediğini yapabilmesi şartıyla Marsyas ile bir yarış yapmaya karar verdi. Apollon'un arkadaşları olan Musalar ve Phrygia (Fyrigia) kralı Midas yarışmada hakem oldular.

Apollon, gitarı ile çok güzel şarkılar çalarak ortalığı inletti. Marsyas da flütü ile ondan geri kalmayarak çok güzel şarkılar çaldı. Hakemler tereddüt ediyorlardı. Bunun üzerine Apollon lirini eline aldı. O kadar güzel, o kadar hoş şarkılar çaldı ki dağlar taşlar heyecandan titr... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Mısır Tanrı ve Tanrıçaları
Horus

Osirisle İsis'in oğlu, Mısır tahtını miras almıştır. Hatta taht için Seti ile olan savaşları Mısır mitolojisinde onemli yer tutar. Cennetin hükümdarı, yeryüzünün kralı ve kutsal şahin olmak üzere Teslis (üçlü) kavramı Mısır dininin yerleşmiş yönüydü.

Horus'un evrensel olduğu ve ezelden beri var olduğu fikri, birinci hanedanlığa kadar uzanır ki, bu da piramit yazılarında belirtiliyor.

Horus of Behedet (Hadit)

Behedet Şehri'nde tapılan Horus’un formlarındandır. Büyük kanatları, güneş diskinin bir formu olarak gösterilir. Genelde önemli manzaraların üstünde uçtuğu görülür (Mısır’ın dinsel sanatında).

Hadit, Horus’un her zaman her yerde hazır oluşuyla resmedilmiştir. Crowley’in de "Magic in Theory and Practice" kitabında dediği gibi, “son derece küçük ve atomik haldeki her yerde ve her zaman hazır olan parçaya Hadit” denir.

Amset (İmsety, Mestha, Amseth)

Horus’un dört oğlun... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Dünya'nın Oluşumu
Yunan Mitolojisi "Başlangıçta kaos vardı" der. Daha sonra bu kaostan Gaia oluşmuştur, yani toprak, başka bir deyişle "Toprak Ana". Hesiod der ki, "Gaia'dan gökyüzü yükseldi", yani Uranos. Gökyüzü, yani Uranos; toprağın, yani Gaia'nın hem oğlu hem eşi oldu. O zamanlarda, gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ve birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki, aralarındaki sınır ayırt edilemezdi.

Bereketli, yeşil Gaia, Uranos'un yağmurlarıyla ıslanınca, Eros ortaya çıktı; yaratıcı aşkın ruhu. Eros, bir varlıktan çok, Gaia'nın ruhu olarak tanımlanır; yeryüzü ve gökyüzünü birlikte kılan bir güç.

Gaia ve Uranos'un kucaklaşmasıyla ilk varlıklar oluşmaya başladı. Gaia, Uranos'un kolları arasında mutlulukla kıpırdandığında, narin, yeşil, yumuşak tepeler oluştu ve Gaia bu tepelerden Titanları doğurdu; düşünme yeteneğine sahip ilk varlıkları. Titanlardan sonra Gaia, yüz kollu, dev canavarlar... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Moulin Rouge
Kırmızı Değirmen) Paris'in Monmartre mahallesinde bulunan bir zamanların dünyaca tanınmış dansevi. Bugünse varyete revü ve tiyatrosu. 19. Yüzyılın ilk yarılarında hovardaların çılgınca eğlenmesi için kurulmuştu. Ünlü kan-kan dansı da kökenini burada bulur. Raksçı kadınlar kan-kan aracılığıyla en mahrem köşelerini erkeklerin şehvet dolu bakışlarına sergilerlerdi. Cinsel alanda özgürlük arttıkça Mulen Ruj'da sunulan çılgın atraksiyonlar da olay yaratıcı niteliklerini yavaş yavaş yitirdiler.

Mulen Ruj, Jan Avril ile "La Gülü" (obur kadın) lakabı altında tanınan Louise Veber'i neredeyse bir günden öbür güne dünyaca üne kavuşturmuştur. Jan Avril inceliğin sembolü olmasına karşılık La Gülü yırtıcılığın sembolü olmuştur. Bu iki dansçının dansetme tarzları da gövde ve ruh yapılarına son derece uyuyordu. (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Napolyon Buanoparte
Napolyon Buanoparte, 1769 yılında Korsika'nın Ajaccio Şehri'nde doğdu. Carlo Buanoparte ile Marie Letizia Ramolino'nun ikinci oğullarıdır. Öğrenimini Brienne'de bir okulda yaptı; sonra Paris'teki Askeri Akademi'ye yazıldı. 1785'te Valence'daki topçu alayına katıldı. 1794'te İtalya'daki topçu birliklerinin komutanlığına getirildi. Paris'teyken Jakoben çevrelerle ilişki kurmuş olduğu anlaşıldığından, La Vendee'ye gönderilmek istendi; bunu kabul etmeyince, görevinden alındı. Paris'e döndükten sonra, Konvansiyon'a karşı hareketi bastırmak için, Paul François Barras ile Lazare Carnot'un kuvvetlerine katıldı. Olaylar kısa zamanda gelişerek yeni bir anayasanın ve Direktuvarlık'ın doğmasına yol açtı.

Napolyon, 1795 Ekiminde Fransa'daki ordunun başına getirildi. 1796 Şubatında da İtalya'daki ordunun başkomutanı oldu. Bu arada General de Beauharnais'in dul karısı Josephine ile evlendi. 1796 Nisanında ilk İtalya seferini yaptı. B... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Paleolitik Çağ
Tarihöncesi uygarlığının gelişme sürecinde, kültürel evrelerin en uzunu ve buzul çağlarının kültürel karşılığı olan; insanlığın ilk ortaya çıkışından, MÖ yaklaşık 10.000 yıl öncesine kadar süren arkeolojik çağ. Bu çağda çaytaşı, çakmaktaşı, hayvan kemikleri ve ağaç gibi doğal maddelerden yapılan ilk aletlerin kullanılmaya başlandığı ve insanların mağara, kaya sığınağı gibi yerlerde "büyük gruplar"/"kalabalık aileler" biçiminde yaşadıkları bilinmektedir.

Paleolitik insan, besinini avcılık ve toplayıcılık yoluyla tüketime hazır olarak sağlamakta; kendisi besin üretmemekteydi. Ateş, bu çağda bulunmuş ve çiğ yenemeyen besinleri pişirmeye, ısınmaya, yırtıcı hayvanlardan korunmaya yaramıştır. Mağara ve kaya sığınaklarının duvarlarına çizilen resimler yine bu çağın belirgin özelliklerindendir.

Paleolitik Alt, Orta ve Üst olmak üzere üç alt döneme ayrılmaktadır. Epipaleolitik Ça... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Rönesans
15. ve 16. yüzyıllarda önce İtalya'da başlayan ve daha sonra Avrupa'da yayılan edebiyat, güzel sanatlar ve bilim alanındaki gelişmeler, yenilikler ve anlayışlara "Yeniden Doğuş" anlamında Rönesans denilmiştir.

Rönesans'ın Nedenleri

Ortaçağ'ın sonlarına doğru kültür ve sanatta önemli bir birikimin oluşması.

Avrupa'nın İspanya'da Endülüs Emevi Devleti ve Sicilya aracılığı ile İslam Medeniyeti'ni tanıması.

Matbaanın geniş kullanım alanına girmesiyle yeni buluş ve düşüncelerin yayılması.

Avrupa'da kültür ve sanat faaliyetlerini destekleyen, bilim adamları ve sanatkârları himaye eden varlıklı kişilerin (mesenlerin) ortaya çıkması.

Coğrafi Keşiflerden sonra zenginleşen Avrupa'da, sanattan ve edebiyattan zevk alan bir sınıfın ortaya çıkması.

Antikçağ (Eskiçağ) eserlerinin incelenmesi.

İstanbul'un fethinden sonra Bizanslı bazı bilginlerin İtalya'ya göç ederek eski Yunanca'yı öğretmel... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Vampirler Yaşadılar mı?
Bir Alman araştırmacı, vampir efsanelerinin kökenini araştırdı. Sonuçta bu ‘ölümsüz’ vampirlerin köylerde ölen komşular olduğunu ayrıca kan emici bile olmadıklarını buldu. Romanya, Macaristan, Arnavutluk, Bulgaristan ve Makedonya gibi Güneydoğu Avrupa ülkelerinde anlatılan öykülerde vampirlerin önemli bir rolü var.

Tabutlarını her zaman giyimli olarak terk eden vampirlerin, yanaklarında ve burunlarındaki çürümelerle oluşan hafif çukurluklar dışında aslında pek de ilgi çekici tarafları yoktu. Hatta köpek dişlerinin uzaması gibi en belirgin vampir özelliği bile Güneydoğu Avrupa vampirlerinde hiçbir zaman görülmemişti.

Bonn Üniversitesi tarihçilerinden Peter Kreuter’in araştırmasına göre dünya kamuoyunun, Bram Stoker’in 1897 yılında kaleme aldığı ‘Lord Dracula’ romanından tanıdığı vampir tiplemesinin, halk söylencelerindeki ‘Ölümsüzler’ ile pek ortak yanı yok gibi. İlk vampirler ne kan emici ... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Viyana Kongresi
Fransız İhtilali'nden sonra imparator olan Napolyon, bütün Avrupa devletlerini hakimiyetine almak istedi. Bu nedenle Fransa ile Avrupa devletleri arasında Napolyon Savaşları başladı (1805-1815). Bu savaşların sonunda Napolyon mağlup olmuştur.

Avrupa devletleri, Avrupa'da bozulan sınırları ve siyasi dengeyi yeniden düzenlemek ve Avrupa'nın geleceğini belirlemek amacıyla Viyana'da bir kongre topladılar (1815). Osmanlı Devleti'nin katılmadığı bu kongreye 90 kadar devlet katıldıysa da kongreye Fransa'nın yenilmesinde etkili olan İngiltere, Rusya, Avusturya ve Prusya hakim olmuştur. Bu kongrede:

Büyük devletlerin istekleri doğrultusunda Avrupa devletlerinin sınırları çizilmiştir.

Fransız İhtilali'nin yaydığı fikirler göz önüne alınmamış ve siyasi emeller öne çıkmıştır.

Sınırların çizilmesinde milliyet, din ve dil faktörleri önemsenmediği için Avrupa'da barış ve huzur sağlanamamıştır.

İngiltere, Rusya, P... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Yaş Antlaşması
Avusturya'nın bu savaştan çekilmesi sonucunda yalnız kalan Rusya, bir yıl sonra barış istedi. İki devlet arasında imzalanan Yaş Antlaşması ile savaş sona erdi (1792). Bu antlaşma ile Kırım'ın Rus hakimiyetine geçişi onaylanmış oldu. Buğ ve Dinyester ırmakları arasında kalan bölge ve Özi kalesi Rusya'ya bırakıldı. Dinyester ırmağı iki devlet arasında sınır kabul edildi. Karlofça Antlaşması'ndan sonra başlayan gerileme süreci, yerini dağılma ve parçalanma dönemine bıraktı. (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Yazının İcadı
Harfler bir ülkeden öteki ülkeye, bir ulustan öteki ulusa geçerken bir başka gezi daha yapıyor. Taşların üzerinde papirüse, papirüsten mumlu levhalara, mumlu levhalardan parşömene ve parşömenden de kağıda geçiyorlardı. Kumlu toprağa ekilen bir ağaç,killi ve bataklık bir alana ekilen ağaçtan nasıl değişik şekilde büyürse; harfler de taştan kağıda geçen süreçte öylece görünüşlerini ve biçimlerini değiştirdiler. Taş üstünde dik ve dümdüz yükseliyor, kağıdın üzerinde yuvarlaklaşıyordu. Balmumu üzerinde de yıldız biçiminde kıvrıldılar. Balçık üstünde çivileştiler, yıldız iğne biçimi aldılar. Hele kağıt ve parşömen üzerinde sürekli kıllık ve biçim değiştirdiler.

Yazı yazmak için çok çeşitli araçlar kullanılmıştır. Hiç elimizden düşürmediğimiz kağıt kalem dünün icadıdır. Biraz daha öncelere, ilk insanların resimlerden yazının henüz doğmakta olduğu çağlara dönersek o zaman y... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Feodalizm
Ortaçağda derebeylik sistemi. Büyük toprak mülkiyetine ve toprak köleliğine dayalı, kapitalizm öncesi üretim tarzıdır. Sosyo-ekonomik olarak feodalizm, her derebeyinin başka bir derebeyine bağlı olduğu, toprak mülkiyetinin asil veya derebeyine aktarıldığı, karşılığında belirli hizmetlerin beklendiği, pazar ekonomisinin özgür ve ücretli emek dolaşımının gerçekleşmediği, toprakta çalışan köylünün yer değiştirme özgürlüğünün bulunmadığı toplumsal, hiyerarşik bir düzendir.

Köleci bir toplum düzenin çöküşünden sonra siyasal, ekonomik ve toplumsal bir düzen olarak ilk kez Batı Avrupa'da IX. ve X. yyda ortaya çıktı. Feodalizmin ilk izlerine daha MÖ III. yyda Roma'da rastlanır. Ekonomik ve siyasal baskıların artmasıyla küçük toprak sahibi köylüler, topraklarını en güçlü komşularına satıyorlar, buna karşılık onların korumasını ve maddi yardımlarını görüyorlardı. Merkezi imparatorlukların çökt... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Sanayi Devrimi
18. yüzyılın ikinci yarısıyla 19. yüzyılın ilk yılları arasında bir seri buluşun, enerji, tekstil, demir, çelik ve ulaştırma üretimlerini etkilemek yoluyla İngiltere'nin üretim karakterinde meydana getirdiği yapısal değişmedir. Kesin tarih vermek mümkün olmamakla beraber 1760 ile 1829 arasındaki dönemi kapsadığı kabul edilmektedir.

1769 tarihine kadar olan dönemde, ekonomik faaliyet, iki ana akım üzerinde toplanmış bulunmaktaydı: Tarım ve ticaret. Bu tarihe kadar iktisadi hayatın ana faktörleri, köylü, tüccar, lonca mensubu gibi kimselerdi. Fabrika işçisi yoktu. Sanayi kapitalisti de iktisat sahnesine çıkmış değildi. Zenginlerin çoğu servetini bir şey imal etmekle değil, ticaret, nakliyat ya da borç para vermekle yapmışlardı.

Sanayi Devrimi'nin Kara Avrupası'nda değil de İngiltere'de başlamasının nedenlerini anlayabilmek için İngiltere'yi Avrupa'nın birçok ülkesinden ayıran farkları incelemeliyiz. Bunlardan biri... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Tangonun Tarihçesi
Günümüzde tango, sadece belli bir kesimin tercih ettiği bir dans türü olarak benimsense de aslında tangonun ortaya çıkış öyküsü sıradan ve acılı insanlara kadar uzanıyor.

1800'lü yıllarda Arjantin'deki genelevlerden çıktığı bilinen tango, Latince dokunmak anlamına gelen "tangere" kelimesinden türüyor. Buenos Aires'e yerleşen milyonlarca göçmenin buraya kendi müziklerini, örf ve adetlerini beraberinde getirmesiyle hüzünlü serüvenine başlayan tango, büyük ümitlerle topraklarını terkeden, kendilerini büyük kentin karmaşası içinde bulan bu insanların duygularıyla ortaya çıkıyor.

Bu yıllarda yaşanan göçün olumsuz sonuçları, düş kırıklıkları, kadınları genelevlere sürüklerken, erkekler de içki kadehlerinde ve kadın kokularında tesellilerini aradılar. Tango müziği, onların yalnızlıklarını ve öfkelerini bir kat daha artırıp bir keder ve ölüm dansı olarak kabul edilirken, günümüzde de tutkunun ve aş... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Casanova
Bohemya'nın kuzeyindeki kırık dökük şatoda, bir avuç insana verilen akşam yemeği, makarna, kereviz ve portakallı ördek gibi garip bir bileşimden oluşuyordu. Yemeğin konukları ise mönüden de daha garip bir topluluk oluşturmaktaydı: Hollandalı Protestan bir papaz, bir yardım kuruluşu görevlisi, bir taksi şoförü, bir tarihçi ve de bir mimar.

Ne var ki, meslekleri birbirleriyle ilintili olmayan bu insanlar, o gece ortak bir amaçla orada toplanmışlardı. Casanovacı olarak bilinen bu konuklar, dünyanın en ünlü çapkını Seingalt Şövalyesi Giacomo Girolamo Casanova'ya tutkuyla bağlıydılar ve ona olan bağlılıklarını kanıtlamak üzere bir araya gelmişler, ölümünün 200. yılında onu en çok sevdiği yemekleri yiyerek anmak istemişlerdi.

Bu özel gece için Utrecht'ten kalkıp gelen Papaz Marco Leeflang, "Çok sevdiği Madeira şarabını içip, geceyi yine onun çok hoşlandığı kakao ve antep fıstığıyla noktaladık," diyor.

Du... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Elvis Presley
Elvis Aaron Presley, 8 Ocak 1935’de Tupelo, Missisippi’de doğdu. Çocukluğu boyunca Pentecostal Kilise Korosu'nda şarkı söyledi. 1948 yılında ailesi Memphis’e yerleşti. Blues ve caz müzikle tanışması ve bu müzik türlerine ilgi duyması onu şarkı söylemeye itti.

1953 yılında liseden mezun olduğunda, daha 18 yaşındayken müzik firmalarının kapısını aşındırmaya başlamıştı. "My Happiness" ve "That’s When Your Heartaches Begin" parçalarını annesine doğum günü armağanı olarak yazmıştı. Memphis Recording ve Sun Recording’e giderek sesini dinlemelerini istedi. Plak yapımcısı ve müzik şirketi sahibi Sam Phillips, Elvis’in ses tonundan ve müzik tarzından çok etkilendi. 1954 yılında Gitarda Scotty Moore, bas gitarda Bill Black ile birlikte ilk stüdyo kayıtlarını yaptılar.

"That's All Right" ve "Blue Moon of Kentucky" blues tarzında hareketli rock’n roll parçalarıydı. Sun Records’la yaptığı kontrat, RCA Record... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Odisseus
Eski Yunan mitolojisi kahramanı, İthake'nin efsane kralı.

Yunan efsanesine göre Odisseus (Ulyssus), Antikleia ile Laertes'in oğ­ludur ve İthake krallığını babasından miras almıştır. Ona Telemakhos adında bir oğul veren Penelope ile ev­lendikten sonra Odisseus, Truva'ya karşı savaşa katılır. Şehrin kuşatma­sı sırasında, dev boyutlu tahta bir at yapılmasını o akıl eder, askerleriyle birlikte bu atın içine girer; Truvalılar, bir şeyden kuşkulanmaksızın atı şehre alırlar ve böylelikle Yunanlıla­ra zaferi kendi elleriyle sunmuş olurlar.

Bunun üzerine vatanına dönmek isteyen Odisseus, on yıl sürecek tehli­keli bir yolculuğa başlar (Homeros'un destanı Odisseia'mn konusu işte bu yolculuktur). Hain tek gözlü dev kurnazlıkla, Polyphemos'un tek gö­lünü patlatır; Sirenaların şarkısına karşı direnir ve yol arkadaşlarını do­muz yavrusuna dönüştüren büyücü kadın Kirke'den kaçıp kurtulur. Ün­ce su perisi Kaly... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Tütünün Tarihçesi
Venezuela yakınlarında, Antiller'e bağlı küçük bir ada olan Tobago'nun ilk yerlileri, kırmızı ya da erguvan rengi çiçekler açan güzel bir bitkinin yapraklarını kurutuyor ve dinsel törenlerde bu kurumuş yapraklan ateşe atarak çıkan dumanları içlerine çekiyorlardı.

İspanyol fetihçilerinin keşfettiği bu bitki, XVI. yy.ın sonlarında Avrupa'ya getirildi ve tütün kullanma alışkanlığı hızla yayılarak moda oldu. O zamanlar tütün ya pipoyla içilir ya da çok ince kıyıldıktan sonra enfiye halinde burna çekilirdi. Tütünden sigara yapılması çok daha sonraki yıllara rastlar.

İspanya'da Fransız elçisi olan Jean Nicot, tütünün bileşimindeki alkaloitin tedavi edici bazı özellikler taşıdığını fark ederek bu alkaloite kendi adını verdi (nikotin). Hattâ, migren ağrılarını geçirmesi için Catherine de Meclicis'e ilaç olarak tütün tozu gönderdi.

bir devlet tekeli

Önceleri ilaç olarak kullanılan tütün, tedavi ed... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Jeanne d'Arc
Fransızların kadın kahramanı (1412-1431).

Jeanne, hali vakti yerinde bir Fransız köylü ailesinin kızıydı. Küçük yaşından beri çok dindar, ancak öğrenim görmemiş bir çobandı. On yedi yaşındayken kendisini, Chinon'a, Charles VII'nin yanına götürmelerini sağladı. Krala, Fransa'yı kurtarmak ve İngilizleri ülkeden kovmak için kendisine emir veren seslerin Tanrı'dan geldiği inancını benimsetti.

Charles, VII, ona bir zırh, bir sancak bir de seyis vererek ordusuna katılmasına izin verdi. Jeanne, 8 Mayıs 1429'da Orleans'ın İngiliz ordularından kurtarılmasına yardımcı oldu ve çeşitli muharebelere katıldı. Sonunda Burgonyalıların eline düştü ve onlar tarafından İngilizlere teslim edildi.

Büyücülükle suçlanan Jeanne, Rouen'da toplanan bir kilise mahkemesinde bir süre direndikten sonra, kendisinden beklenen itirafta bulundu. Diri diri yakılmağa mahkûm edildi; 30 Mayıs 1431'de Rouen'da öldürüldüğünde on dokuz yaşın... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Karl V
«Şarlken» de denir (1500-1558), İspanya kralı ve Kutsal Roma-Germen imparatoru.

On altı yaşında Carlos I adıyla İspanya kralı, on dokuz yaşında Kutsal Roma-Germen imparatoru olan, üç hanedanın vârisi Karl V, son derece geniş topraklara hükmediyordu: ispanya ve sömürgeleri, Flandre, Avusturya ve Almanya. Böylesine geniş ve dağınık imparatorluk, varlığını ve birliğini yalnız imparatorun kişiliğine borçluydu.

Toprakları Fransa'yı dört bir yandan kuşattığı için, Karl V, Fransa'nın en büyük düşmanıydı. Otuz yılı aşkın bir süre François I ile savaştıktan, hattâ onu Pavia'da tutsak aldıktan (1525) sonra, François I'in vârisi Henri II ile de savaştı. Ayrıca, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu'nun din bütünlüğünü korumak için Protestan prenslerle ve Türklerle çarpıştı. Sayısız başarılarına rağmen Karl V, sonunda bütün girişimlerinde yenik düştü: Fransa'dan bir karış bile toprak alamadı, Alman prens... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Coğrafi Keşifler
Bilinmeyen, bir anlamda esrar ve tehlike demektir, ama aynı zamanda, akla gelmedik zenginliklere ulaşma olanağını da kendinde taşır. İşte bu yüzden, bütün keşif gezilerinin temelinde rastlantılar, çıkar duygusu ve insanların karşı konulmaz merakları yatar.

Tarihöncesi'nde yaşamış uzak atalarımıza göre Evren, yaşamlarını sürdürmeğe çabaladıkları topraktan ibaretti ve hayal güçleri, onları bu toprağın sınırlarını aşmağa zorlamıyor, ancak yaşamayı sürdürecek olanaklar tükenince yeni yerler aramağa davranıyorlardı. Böylece, otuz bin yıl kadar önce, Asya'da yaşayan avcı grupları av hayvanlarının göçünü izleyerek Amerika'ya gidip yerleşmişlerdi.

Mutlu Odisseus Gibi...

Dünyanın keşfine, ilkel beslenme kaygılarından büsbütün uzak nedenlerle ilk çıkanlar. Mısırlılar oldu. M. Ö. 3000 yıllarında, yeni ticaret pazarları bulma amacıyla, Afrika kıyılarını dolaşmağa başladılar. Filoları böylece ... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Louis XIV
Fransa kralı (1638-1715). Babası Louis XIII öldüğünde Louis XIV, 5 yaşındaydı. Aslında, saltanat sürmeye ancak 1661'de, Mazarin'in ölümünden sonra başladı. O zaman yirmi üç yaşım doldurmuştu ve otoritesini temsil ettiğine yürekten inandığı Tanrı karşısında, kararlarının tek hâkimi, mutlak hükümdar olarak ülkeyi yönetmek azmindeydi.

Bakanları, mabeyinci Seguier, Colbert, Le Tellier ve Louvois'nın yardımıyla, ülkede düzeni yeniden korumayı ve kalkınmayı hedef almıştı. Fransa'nın ekonomik bağımsızlığını garanti etmek için Colbert, imalâthaneler ve büyük ticaret kumpanyaları kurdu. Kanada, Antiller ve Hindistan'daki sömürge topraklarını değerlendirmeğe çalıştı, ticaret ve savaş donanmaları meydana getirdi.

Güneş-Kral

Mazarin'in naipliği döneminde Fronde Hareketi (büyük senyörlerin başkaldırısı), tahtı tehlikeye düşürmüştü. Louis XIV, soyluları sarayına çekerek yumuşatmaya girişti ve ç... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Kristof Kolomb
Cenovalı gemicidir (1451'e doğru-1506). Orta halli bir dokumacının oğlu olan Kristof Kolomb, 1451'e doğru Cenova'da doğdu ve 1476'da Lizbon'a yerleşti. O dönemde Dünya'nın yuvarlak olduğundan artık kimsenin kuşkusu kalmamıştı ve ilk defa Kristof Kolomb, Atlas Okyanusu'ndan geçerek denizden Asya'ya bir yol bulmayı akıl etti: o tarihe kadar hiç kimse, böylesine uçsuz bucaksız denizlere atılmağa cesaret edememişti.

En Büyük Gezi

Portekiz kralı, Kristof Kolomb'un bu tasarısını bir maceraperestlik saydığı için yardımcı olmak istemedi. Sonunda, İspanya'nın Katolik hükümdarları Kastilyalı İzabella ile Aragonlu Ferdinand, ilk seferin üç gemisini sağlayarak Kolomb'un gezisini desteklediler. Bu, tarihin en büyük keşif gezisi oldu, çünkü iki ay süren bir deniz yolculuğundan sonra Amerika kıyıları açıklarında Bahama Adaları'ndan birine ulaşılmasını sağladı (12 Ekim 1492).

Bundan sonra Kolomb, Orta Amerika'ya üç yolcul... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Abraham Lincoln
Abraham Lincoln, 1860 yılında Amerika Birleşik Devletleri başkanlığına seçilen Amerikalı siyaset adamı (1809-1865).

Yoksul bir ailenin oğlu olan Lincoln, daha çok küçükken çalışarak hayatını kazanmak zorunda kaldı. Çeşitli işlerde çalıştı ve boş zamanlarında hep okudu. Böylece kendi kendini yetiştirdi, avukat oldu. Sonra politikaya atılıp 1846'da İllinois eyaletinden milletvekili seçildi.

Lincoln köleliğe karşı söylevleriyle kısa zamanda ün kazandı; o zamanlar güney eyaletlerinde elemeğinin en büyük bölümünü köle zenciler meydana getiriyordu. 1860 yılında Amerika Birleşik Devletleri başkanlığına seçilmesi, kölelikten yana olan eyaletlerde şiddetli tepkilere yol açtı; bunlar ayrılmağa, yani birliğin geri kalan eyaletlerinden kopmağa karar verdiler.

Bunun üzerine Lincoln, ulusal birliği korumak için şiddete başvurmak zorunda kaldı. Dört yıl süren kanlı bir iç savaşın sonunda, isyancı güneyliler k... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Fransız Devrimi
1789 yılında Fransa'da patlak veren devrim, burjuvazinin iktidara gelişine başlangıç oldu, derebeyliği ve mutlak monarşiyi ortadan kaldırdı ve ülkenin birliğini gerçekleştirdi. Yüzyıl başlangıcı filozoflarından (Rousseau, Voltaire, Diderot) esinlenmiş özgürlük, kardeşlik ve eşitlik ideallerinin, Avrupa'ya yayılmasına imkân verdi.

XVIII. yy. sonlarında iktidarı elinde tutan aristokrasi (soylular sınıfı), zayıflamış ve yoksul düşmüştü: ticaretin gelişmesiyle zenginleşen burjuvazi kendisini eskisinden daha güçlü buluyor ve iktidara katılmak hakkı istiyordu. Yetersiz ürünlerin ve fiyat yükselişlerinin kurbanı olan halk, açlık tehlikesiyle karşı karşıyaydı. O dönemde devlet maliyesi de durmadan açık veriyordu.

Bunun için, kral Louis XVI Üçlü Meclis'i (Etats generaux) toplantıya çağırmağa karar verdi; buna, her türlü fazla vergi ödemeyi reddeden ve imtiyazlarının korunmasını isteyen soylu sınıf da taraft... (Devam)
Genel 29 Şubat 2012 Yorum yok
Toplam 2 sayfa, 1. sayfadasın: 1, 2, Sonraki
Coğrafya Sitesi Matematik Sorusu Türkçe Sitesi