DÖNEMİNDEKİ ÖNEMLİ OLAYLAR (1820-1910)

1785 İngiltere'de Times gazetesi kurulur.

1836 Theodor Fliedner Kaisenverth'de ilk Protestan doğumevini kurar.

1837 Charles Dickens Oliver Twist'i yazar.

1837 Victoria İngiltere kraliçesi olur: Burjuvazinin Victoria dönemi başlar.

1853 Rusya; Türkiye, Fransa ve İngiltere ile savaşa girer. (Kırım Savaşı)

1854 Kırım Savaşı'nda Roger Benton ilk savaş fotoğraflarını çeker.

1854 Bu yıldan itibaren Katolik inanca göre Meryem Ana'nın Kutsal Ruh'tan hamile kaldığı (lekesiz hamilelik) kabul edilir.

1855 Florence Nightingale vatandaşlarınca "Lambalı Hanımefendi" olarak saygıyla anılır.

1856 Kırım Savaşı'nın sonu.

1857 İngiltere İmparatorluğu Hindistan'daki isyanı bastırır.

1876 İngiltere Kraliçesi Victoria "Hindistan İmparatoriçesi" unvanını alır.

1907 Kraliçe Victoria'nın yerine geçen II. Edward, Florence Nightingale'e "Britanya İmparatorluğu ve İnsanlık adına Hizmet Madalyası" verir.

"YARDIM ETMEK İSTEYEN KİŞİ DUYGUSAL BİR HAYALPEREST OLMAMALI"

Hayallere kapılıp gitmeyen bir genç kız var mıdır? Ama bu hal, Flo'da son zamanlarda endişe verici hal almıştır. Flo, yani 17 yaşındaki İngiliz kızı Florence Nightingale, saatlerce odasına çekilir, yatağına uzanır ve rüyalara dalar. Bu sırada onunla konuşmak istendiğinde somurtur, morali bozulur, sinirlenir. Flo'dan bir yaş büyük olan Parthe'ten örnek alması gerekirdi; ablası, anne ve baba Nightingale'lerin kızlarına sundukları imkânları değerlendirmesini iyi bilmektedir: El işleri ve resim dersleri, piyano, balolar, av partileri, İsviçre, İtalya ve Fransa'ya seyahatler. Her şeyi ile birinci sınıf bir eğitim. Kısa zaman sonra ilk talipler mutlaka ortaya çıkacaktır ve Flo ile Parthe'in iyi birer kısmet bulacakları beklenebilir. Nihayet bir kadının hayatındaki en önemli konu bu değil midir?

Flo evde öğrenmesi gereken şeylere "Boşuna zaman kaybı," der. Tatilde nereye gidilmeli, seyahat yapılmalı mı yapılmamalı mı, hangi yeni halı alınmalı, aşçı kadın işten çıkarılmalı mı, yoksa aşçıdan önce arabacıya mı yol vermeli, gibi sonu gelmeyen uzun konuşmalar canını sıkar. En iyisi ileride gerçekleştireceği kahramanlıkları düşlemektir. Düşünce ve duygularını kimseye anlatamaz. O da yazar; eline geçen her şeyin üzerine yazar. Eski kurutma kâğıtları, takvim yaprakları, mektup zarfları ve dosyalar. Bunlara "Özel Notlarım" der. Ne düş kurduğunu da, ne yazdığını da kimse bilmemelidir.

7 Şubat 1837'de yazdığı bir cümle yaşamı boyunca en önemli rolü oynayacaktır: "Tanrı benimle konuştu ve beni hizmetine çağırdı." Gerçekten bir "ses" duymuştur. Yaklaşık 40 yıl sonra 1847'de yazdığı notlarında bu "sesi" tüm yaşamında dört kez duyduğunu doğrular.

Flo kendisini bir göreve "çağrılmış" hissetmektedir. Fakat hangi göreve? Bunu anlayana kadar sekiz uzun yıl geçer. Genç Florence Nightingale için ıstıraplı yıllar. "Günlük yaşantım zor değil ama sıkıcıydı," diye anlatacaktır bu dönemi daha sonra. Babası, kahvaltıdan sonra kütüphanede Times"m sayfalarını çevirip okurken, kızlarının da yanında olmasından hoşlanırdı: "Bir kitap ya da gazeteden birbiriyle ilgisi olmayan küçük bölümler dinlemek zorunda kalmak! Tabii Parthe'ye bu sabah okumaları rahatsızlık vermezdi. O sessiz bir şekilde resim yapmaya devam ederdi, ama benim arkasına saklanacağım böyle bir uğraşım olmadığından çok sıkıcı gelirdi bana!"

Özel not defterine o zamanlar şöyle yazar: "Bu dünyadaki görevim ne? Son 14 gün içinde ne yaptım? Babama bir kitap ve iki bölüm, anneme ise iki kitap okudum. Yedi gam ezberledim. Birçok mektup yazdım. Babamla birlikte at gezintisine çıktım. Sekiz ziyaret yapıp onlarla oturdum. Hepsi bu." Gene o yıllarda şöyle der: "Yapacak bir şeyleri olmadığı için, benim gibi deliren bir sürü insan görüyorum. Aslında çok mutlu olabilecek insanlar."

Flo'nun anne ve babası ise kızları için en iyi şeyi yaptıklarından emindirler. Ne de olsa bu arada Florence'i isteyen biri de ortaya çıkmıştır: Yorkshire'da büyük bir mülkün varisi Richard Monckton Milnes. Richard, Florence'i elde etmeye çalışırken, genç kızın kafasında tamamen başka düşünceler vardır. Yavaş yavaş kendisine yapılan "çağrı'nın" hastaların bakımına yönelik olduğu kesinlik kazanmaktadır.

Ancak, iyi bir aileye mensup genç bir İngiliz kızının hastanelerde "sürtmesi", "uygun ve caiz" değildir. İyi bir çevreden genç bir hanım olarak şefkatli ve cömert olunabilir, bu tamam. Islahanelerde, hastanelerde, hapishanelerde yoksullara sıcak çorba ve para dağıtılır.

Böylece durumları kendisinden iyi durumda olmayanların kaderlerine ortak olunduğu yeterince kanıtlanmış olur. Ama Flo'nun kafasına koyduğu şey nedir? Hasta bakımını mı öğrenmek ister? Birincisi, bu konuda öğrenilecek hiçbir şey yoktur. Kadın olmak yeter sadece. O zaman hastalara da bakılabilir. Bu kadının doğasında vardır. İkincisi, iyi bir aile kızı böyle bir çevreye girdiğinde öyle korkunç şeyler olabilir ki...

Florence yıllar sonra yazdığı bir mektupta, "Doktorlarla hastabakıcılar arasında olduğu söylenen şeyler yüzünden annem çok korkmuştu. Terbiyesizlikler duyabilirmişim. Oysa çocuk odasında konuğum olan, annemin özellikle iyi Protestan arkadaşlarının kızlarından daha terbiyesizce şeyler işitiyordum," der. Nigthingale'lerin korkusunu anlayabilmek için, geçtiğimiz yüzyılın ortalarında hastanelerdeki durumun ne olduğunu bilmek gerek. Hastalar "karga delikleri" denen kenar mahallelerden geliyorlardı. Çoğunluğu koleraya yakalanmıştı. Revirlere kaçak olarak konyak ve sert

İçkiler sokuluyor, hastabakıcılar da en az hastalar kadar içiyordu. Hastalar pislik içinde hastaneye geliyor ve pis kalıyorlardı. Revirler de çok ender temizleniyordu. Hastabakıcılık çoğunlukla "düşmüş" kızlar tarafından yapılan oldukça "pis bir meslek"ti. Çoğu yarım gün hastabakıcılık, yarım gün fahişelik yapıyordu.

Florence Nightingale'in fikirlerine kimsenin kulak asmayışına, arzularını gerçekleştirebilmesi için daha yıllar gerekmesine şaşmamak gerek.

Şimdilik yalnız bir seçeneği vardır. Kamu sağlığı ve hastaneler hakkında malzeme toplar ve böylece en azından kuramsal olarak bu sahada bir uzman olur. Evde ise bu dik kafalı kız sorun yaratmaktadır. Richard'ın evlenme teklifini reddeder. Hayata daha yüksekten bakan kız kardeşiyle her gün kavga eder, "Sevgili Parthe'yi kızdırmadan ağzımı açamıyorum hiç. Söylediğim, yaptığım her şey onu üzüyor." Aynı şekilde annesiyle de şiddetli kavgaları olur. Bu kavgaları şöyle yazar: "Onu bu kadar hayal kırıklığına uğratmak deli ediyor beni... Onun mutluluğunu böylesine bozmakla, cinayet işlemiş olmuyor muyum?"

Ancak 30 yaşlarının başlarında Florence Nightingale baba evinden ayrılır. 185Tde ailesi hakkında yazdıklarında yepyeni bir ifade kullanır: "Onlardan anlayış ve yardım bekleyemem. Bazı şeyleri zorla almam lazım. Almak zorundayım, çünkü istediklerim verilmiyor bana."

Suçluluk duygusu taşıyan kız evlat, bağımsız, istediğini elde eden genç bir kadına dönüşmektedir. Ren Nehri kıyısındaki Kaiserswerth Hemşirelik Enstitüsü'nde 1851 yılında birkaç ay geçirir. Hemşirelerin hastalara özveriyle bakmalarına hayret eder. Fakat, sağlık şartlarını "tüyler ürpertici" bulur. Hasta bakımının temelden ıslah edilme gereğine olan inancı daha da güçlenir. "En sonunda yaşamanın ve yaşamı sevmenin ne demek olduğunu anlıyorum," diye itirafta bulunur anne ve babasına yazdığı bir mektupta. "Hayaller'^ ihtiyacı yoktur artık. 1852 yılının özel notlarında, "Kendi kaderimi kendim belirleyeceğim," der.

Özveri ve kendini adamak - evet, ama bu da tek başına yetmez. Her meslek gibi hastabakıcılığı da doğru dürüst öğrenmek gereklidir. Ve hastanelerin dış görünümü mutlaka değiştirilmelidir. Florence Nightingale Londra'ya geri döndüğünde bu fikirleri ile büyük ilgi toplar. Yepyeni bir hemşire tipi yetiştirilmelidir. Nasıl olacaktır bu?

"Dini cemiyet falan kurmak istemiyorum, aksine iyi para ödenen bir meslek dalı kurmak istiyorum. Ahlaken, ruhen, bedensel olarak hemşirelik mesleği için gerekli koşullara sahip, hangi sınıf ve mezhepten olursa olsun her kadına en iyi eğitimi vermek ilkem olmuştur daima... Hastalara yardım etmek isteyen kişi duygusal bir hayalperest değil, aksine zor işleri seven, sadık biri olmalıdır." Ve bu bağlamda önyargıların duvarına toslar durur. Onyıllar boyunca.

Mart 1854: İngiltere ve Fransa Rusya'ya savaş ilan eder. Eylül ayında müttefik birlikler Kırım'a çıkar. Times'ta savaş haberleri, İngiliz askeri hastanelerindeki korkunç durumları anlatan yazılar çıkar. Yaralı erkekler pis battaniyelere sarılmış yerlerde yatmaktadır. Mutfak yoktur, onlara içmeleri için bir şeyler verilecek kap veya fincanları da yoktur. Yeterli doktor olmadığı için tedavileri yapılamaz. Hatta sargı malzemesi bile yoktur.

Ordudaki sağlık işlerinden de sorumlu olan işbaşındaki Savaş Bakanı Sidney Herbert, "Niçin şefkatli hemşirelerimiz yok? Bu konuda Fransızlar bizden çok üstünler," şeklindeki şikâyet ve sorular üzerine, derhal harekete geçer:

"Sayın Miss Nightingale,

Gazetelerde Üsküdar'daki askeri hastanemizde hastabakıcılara büyük ihtiyacımız olduğunu okumuşsunuzdur. Oraya gitmek isteyen hanımlardan sayısız teklifler alıyorum, fakat bunlar bir askeri hastanenin ne olduğunu bilmeyen, orada olmakla görevlerini yapacak tabiatta olmayan kadınlar. Ciddi durumlarda ya işten kaçacaklar ya da tümüyle faydasız kalacaklardır. Daha da kötüsü ayak bağı olacaklardır.

İngiltere'de böyle bir işi örgütleyip denetleyebilecek tek bir kişi tanımıyorum. Hastabakıcıların seçimi ve görevlendirilmeleri hiç de kolay olmayacaktır. Bir sürü hevesli ve duygusal hanım askeri hastanelere salınsa, belki de orada birkaç gün sonra işlerine engel olunan, otoriteleri bozulan kişiler tarafından kapı önüne koyulacaklardır. O halde benim basit sorum şu olacak: Böyle bir girişimi yönetme çağrısına kulağınızı tıkar mıydınız:

Sidney Herbert'in bu yazısı ile Florence'in devlete yardım teklif ettiği mektup birbiriyle çakışır. Böyle bir görev için Florence Nightingale uygun kadınları seçerken "hasta bakımını" doğru dürüst bir meslek haline getirmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlar. Çünkü kendisine başvuruda bulunanlar ya Londra'daki hastanelerden tanıdığı "şişman ve ayyaş" kadınlar, ya da vücutlarından çok hastaların ruhlarıyla ilgilenmek isteyen herhangi bir mezhebe mensup hemşire ve rahibelerdir. "Mükemmel, kendini adamış kadınlar," der Florence Nightingale, "ama hastaneden çok göklere yaraşırlar. Hastalar arasında elsiz melekler gibi havada gezinip duruyorlar."

Florence Nightingale'in küçük ekibiyle Üsküdar ve Balaklava'daki (Kırım) İngiliz hastanelerinde karşılaştığı durum Times gazetesi haberlerinden tahmin edileceğinden daha kötüdür. Örneğin 4ü kadın, biri mutfak, diğeri daracık bir hücre olan 6 odaya sığdırılmıştır. Hastaların ve yaralıların kaldıkları yerlerdeki pislik ve bakımsızlığın tarifi mümkün değildir.

F. Nightingale'e sık sık "Bu canavarları şımartmayın!" denir. Temiz yatak çarşafı ve hastalara özel diyet yemeği "görülmemiş bir lüks" olarak kabul edilmektedir. Genç bir kızdan beklenmeyecek bir azimle bu "iyi aile kızı" temizlik ve hasta bakımı konusundaki fikirlerini kabul ettirir. Başarı: En basit temizlik önlemlerinin alınmasıyla birlikte ölüm oranı düşer.

Birkaç ay gibi kısa bir zamanda Florence Nightingale ve hastabakıcıları, kışlaları insana yakışır yerler haline dönüştürür ya da yeni askeri hastaneler açarlar. Askerler "Bayan Nightingale'leri"ne taparlar. O "Tanrı'nın bir hediyesidir, "tatlı gülümsemesiyle bir melektir ve gecenin geç saatlerine kadar hasta ve yaralılar arasında görev yapan "Lambalı Hanunefendi"dir.

1855'te kendisi de o ünlü "Kırım Ateşi"ne yakalanıp hastalandığında, "Yaralılar duvara dönüp ağlıyorlardı. Tüm umutlarını ona bağlamışlardı," diye yazar çavuşlardan biri eve yolladığı mektupta.

Hastalığı atlatır. 1856'da son hasta da taburcu edilir. Bayan Nightingale görevini tamamlamıştır. Artık vatanına geri dönebilecektir.

Bu arada İngiltere'de bir efsane yayılmaktadır. İngiliz ordusundan sağ olarak eve dönen askerler, "Tanrısal" Nightingale'in öyküsünü anlatmaktadır. Adına sayısız şarkılar bestelenmiştir. Gemilere adı verilmiş, portreleri satılmış ve Madam Tussaud'nun ünlü mumyalar müzesinde yerini almıştır bile... Kendi kişiliği üzerine kopartılan bu kadar patırtıdan fazlasıyla rahatsız olur. Fakat onu

gururlandıran ve mutlu eden bir şey vardır: Artık hastabakıcılar ilgi ve saygı görmenin tadını çıkarmaktadırlar. Bu mesleğe kendine özgü bir imaj kazandırmıştır.

Kendisi için toplanan "Nightingale Fonu" ile ilk Hastabakıcı Eğitim Okulu'nu kurar. Müracaat eden kadınlar en katı kurallara göre seçilirler. Her gün ders görürler ve yardımcı hastabakıcı olarak pratik çalışmalar da yapmak zorundadırlar. Ayrıca her biri için "ahlak" raporu tutulur. Çünkü hastabakıcılar bir daha asla sarhoş, bilgisiz ve ahlaksız damgası yememelidir.

Florence Nightingale daha sonraki yıllarda İngiliz ordusu hakkında istatistiki bilgiler yayınlar. Yeni sivil ve askeri hastanelerin gerekli sağlık koşullarına uygun bir şekilde inşası söz konusu olduğunda, o gönüllü danışman haline gelmiştir. İstekleri genellikle savaş bakanlığını rahatsız eder. Deneyimleri hakkında birçok kitap yazar. En tanınmışı; Hasta Bakımı Üzerine Düşünceler, aile için pratik bir el kitabı olur.

Bu kitapta önerdikleri o kadar doğal şeylerdir ki: "Temiz hava, günışığı, temizlik ve ölçülü beslenme." Fakat onun devrinde bunlar beklenmedik yeniliklerdir. Florence Nightingale genç kızların kendi vücutları hakkında daha fazla bilgiye sahip olmaları gereğini söylemek cesaretini bile gösterir. Bu tür cümleler kafaları karıştırır! Ya Florence'in ailesi bir zamanların beğenilmeyen kızlarının birdenbire üne kavuşmasına ne tepki göstermiştir?

Florence bir kız arkadaşına yazdığı mektupta tipik bir sahneden söz eder: Annesi ve kız kardeşi divana uzanmış "İkisinin de tüm uğraşı birbirlerine çiçeklerin düzenlemesinde kendilerini yormamalarını rica etmek. Bana, sen çok eğlenceli bir hayat sürüyorsun, dediler... Tamamen sağlıklı iki insan bütün gün divana uzanmış, kendilerini ve başkalarını, kendisi aşırı yorgunluktan ölen biri için özverilerinin kurbanı olduklarına inandırmaya çalışıyorlar!"

Belki de Florence'ın kendi toplumundaki kadınlar hakkında edindiği bu tür deneyimler, onun yaşadığı dönemde kadın hareketlerine neden kuşkuyla baktığını açıklar. Örneğin, erkeklerle eşit koşullarda doktorluk eğitimi görme isteminde bulunan kadınları desteklemez. Ona göre şu anda yararlanabileceklerinden daha fazla imkânlara sahiptirler. Kadınların seçme ve seçilme hakkı konusunu da boş bulur. "Ben kendi seçim hakkımı hiç kaybetmedim," olur bu konudaki tek yorumu.

Yaşamının son yıllarında, Florence Nightingale, (90 yaşına gelmiştir) evini bir daha terk edemez. Kör olur. Ölümünden üç yıl önce İngiliz Kralı'ndan Britanya İmparatorluğu ve İnsanlık Yüksek Hizmet madalyası alan ilk kadın odur. Öldüğünde yalnız Amerika'da binin üzerinde Nightingale Okulu vardır. Hemşireliği saygın bir meslek yapma amacına ulaşmıştır; "İyi kazanç getiren bir meslek haline getirmek" düşüncesi ise bugüne dek hâlâ gerçekleşememiştir.

Yapılan Yorumlar

Henüz kimse yorum yapmamış.

Bu sayfada yer alan bilgilerle ilgili sorularınızı sorabilir, eleştiri ve önerilerde bulunabilirsiniz. Yeni bilgiler ekleyerek sayfanın gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum Yapın

Adınız:
E-Mail:
Mesajınız:
Doğrulama: Güvenlik Kodu
 

Bu Sayfa Şunlarla Da İlgili Olabilir

  • florence nightingale müzesi hakkında her şey (2 hafta önce)
  • sezarın hayatındaki ilginç oolaylar (09 Mart 2015)
  • f.nightgale müzesi (22 Ocak 2015)
  • florance nighthingel (19 Eylül 2014)
  • vinbanken (25 Temmuz 2014)
  • Florence nightingel ne yapmistir (22 Şubat 2014)
  • florence nightingale müzesi hakkinda bilinmeyenler (21 Şubat 2014)
  • florence nightgale yaptığı hizmetler (11 Şubat 2014)
  • florance nightingale (03 Şubat 2014)
  • florence nightingale hizmetleri 1cümle (22 Ocak 2014)
Kanuni Dönemindeki Siyasi Olaylar     Osmanlı Devleti'nde Ekonomik Gelişmeler ve Toplum Yapısı     I. Selim (Yavuz Sultan Selim) Dönemi (1512 - 1520)     II. Dünya Savaşı'ndan Sonra Barışı Koruma Ça­baları     İkinci Dünya Savaşı (1939 -1945)     Atatürk'ün Ölümü ve İsmet İnönü     Atatürkçü Düşünce Sistemi ve Atatürk İlkeleri     Milli Dış Politikamız     Ekonomik Alanda Gelişmeler     Toplumsal Yaşayışın Düzenlenmesi     Eğitim ve Kültür Alanında İnkılâp Hareketleri     Devlet ve Toplum Kurumlarının Laikleşmesi     Demokrat Parti (1946)     Menemen Olayı (23 Aralık 1930)     Serbest Cumhuriyet Fırkası (12 Ağustos 1930)     Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi (16 Haziran 1926)     Şeyh Sait Ayaklanması     Çok Partili Döneme Geçiş ve Partiler     Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)     Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923)     İkinci Büyük Millet Meclisi     Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)     Mudanya Ateşkes Antlaşması (11 Ekim 1922)     Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922)     İtilaf Devletlerinden Barış Teklifleri     Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921)     Kars Antlaşması (13 Ekim 1921)     Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos-12 Eylül 1921)     Mustafa Kemal’in Başkomutan Seçilmesi (5 Ağustos 1921)     Eskişehir-Kütahya Muharebeleri (10-24 Temmuz 1921)     İkinci İnönü Muharebesi (23 Mart-31 Mart 1921)     Moskova Antlaşması (16 Mart 1921)     Türk-Afgan Dostluk Antlaşması (1 Mart 1921)     Londra Konferansı (23 Şubat-12 Mart 1921)     İstiklal Marşı’nın Kabulü (12 Mart 1921)     Birinci İnönü Savaşı (6 - 10 Ocak 1921)     Batı Cephesi Muharebeleri     Güney Cephesi’nde Maraş ve Urfa’nın Kurtarılması     Ermeni Meselesi ve Ermenilerle Savaş     Sevr Barış Antlaşması (10 Ağustos 1920)     Büyük Millet Meclisine Karşı Ayaklanmalar     Yeni Türk Devleti'nin İlk Anayasası (20 Ocak 1921)     Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin Açılması (23 Nisan 1920)     İstanbul'un Resmen İşgali (16 Mart 1920)     Misak-ı Milli (28 Ocak 1920)     Son Osmanlı Mebusan Meclisi     Temsil Heyeti’nin Ankara’ya Gelmesi (27 Aralık 1919)     Amasya Görüşmeleri (20-22 Ekim 1919)     Milli Mücadele     Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919)     Alaşehir Kongresi (16-25 Ağustos 1919)     Balıkesir Kongresi (26-31 Temmuz 1919)     Erzurum Kongresi (23 Temmuz - 7 Ağustos 1919)     Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919)     Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919)     Mustafa Kemal'in Samsun'a Çıkışı (19 Mayıs 1919)     Kurtuluş Savaşı Hazırlık Dönemi     Mustafa Kemal'in Hayatı     İşgaller     Memleketin İç Durumu ve Cemiyetler     İzmir'in İşgali (15 Mayıs 1919)     Paris Konferansı (18 Ocak 1919)     Wilson İlkeleri (8 Ocak 1918)     Osmanlı Devleti'ni Paylaşma Tasarıları     Birinci Dünya Savaşından Sonra Osmanlı Devleti     Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti     Birinci Dünya Savaşı (1914 - 1918)     Balkan Savaşları     Trablusgarp Savaşı (1911-1912)     II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1918)     Türkiye Tarihi     Türk - İslam Devletleri     İslam Tarihi     İlkçağ Uygarlıkları     Tarih Bilimine Giriş     İslamiyet Öncesi Türk Tarihi     Asya Hun Devleti (Büyük Hun Devleti)     Avrupa'daki Gelişmeler     Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı     Roma Uygarlığı     Ege ve Yunan Uygarlıkları     Lidyalılar     Frigyalılar     Urartular     İyonyalılar     Hititler     Hattiler     Anadolu Uygarlığı     İbraniler     Fenikeliler     Çin Uygarlığı     Hint Uygarlığı     İran Uygarlığı     Mısır Uygarlığı     Orta Asya Uygarlığı     Mezopotamya Uygarlığı     İlk Çağ Uygarlıkları     Osmanlılarda Yönetim, Askerî Teşkilat ve Eğitim     Dünya Gücü: Osmanlı Devleti (1453-1600)     Tarihin Faydalandığı Bilim Dalları    
Coğrafya
Coğrafya Sitesi
Tarih Sitesi
Türkçe Sitesi
Bilgi Sitesi
Bilgiler