İstanbul ve Çanakkale boğazlarının uyacağı askeri, hukuki ve siyasi durumlar dolayısıyla doğan meseleler.

Boğazların iktisadi, siyasi ve askeri bakımlardan büyük önemleri sebebiyle "Boğazlar", "Boğazlar Meselesi" ve hatti "Boğazlar Rejimi" deyimleri kullanılmıştır.

Karadeniz'de kıyısı bulunan ülkelerin ve Asya memleketlerinin ürünlerini Avrupa'ya ulaştıracak yol Boğazlardan geçer. Onun içindir ki, bu yol eski zamanlardan beri birçok devletler arasında devamlı bir mücadele konusu olmuştur.

Sebep oldukları mücadeleler yönünden Boğazların durumlarını iki bölüm halinde incelemek gerekir:

a )Türk hakimiyetinden önceki devre

b)Türk hakimiyeti altındaki devre

a)Boğazların Türk hakimiyetine girmesinden önceki devre:

Eski Yunan'da önem taşıyan ticari yollar, özellikle Karadeniz'e geçen yol birçok savaşların sebebi olmuştur. Boğazlar, M.Ö. III. yüzyılda Romalıların hakimiyetine girip önemlerini bir zaman için kaybedinceye kadar, İranlılar, Atinalılar ve Ispartalılar arasındaki savaşların konusu olmuştur.

Bizans İmparatorluğu kurulduktan sonra birçok milletler Boğazlar için mücadele etmişler; Hunlar, Avarlar, İranlılar ve Araplar İstanbul'u almak ve Boğazlara hakim olmak için Bizans'a saldırmışlar, fakat bütün bu teşebbüsler başarı kazanamamıştır.

Karadeniz ile Avrupa limanları arasındaki ticaret, Boğazlardan geçmek suretiyle mümkün olduğu halde, Bizanslılar ticareti yabancı tüccarlara terketme-yi uygun görmüşlerdir. Bu hak, önceleri sadece Venedik tüccarlarına tanınmış; gemiler ve yükleri her çeşit vergi ve resimden muaf tutulmuştur.

XII. yüzyılda Cenova ve Pisa cumhuriyetleri de aynı imtiyazlara sahip olmuşlardır.

XIII. yüzyıl Bizans hakimiyeti altında olan Boğazlardan geçiş ve Karadeniz limanlarıyla ticaret yapmak hakkını ellerinde tutmak isteyen İtalyan cumhuriyetlerinin mücadeleleriyle geçmiştir. Bu yüzyılın sonunda Boğazlara yakın bir mesafede Osmanlı Devleti kurulmuş, yavaş ve emin adımlarla Marmara Denizi'ne doğru yayılmaya başlamıştır.

Boğazlar, XIV. yüzyılda da Bizanslıların hakimiyeti altında olmakla beraber Osmanlı Devleti, birçok devletlerin ele geçirmek için çaba harcadığı, başarısızlıklara uğradıkları Boğazlara ve İstanbul'a doğru yayılmakta ve zaptettiği yerlere tam manasıyla yerleşmekteydi. Türk akıncıları bu yüzyılın başlarında Marmara kıyılarına ulaşmışlardır. 1321 yılında Bursa ile İstanbul arasındaki deniz yolu kesilmiş, bu tarihte Mudanya Türkler tarafından alınmış ve Osmanlı Devleti sahile yerleşmiştir. 1353'de Osmanlı savaşçıları Çanakkale Boğazı'nı aşarak Avrupa kıtasına ayak basmışlardır.

1356'da, Çanakkale Boğazı'nın iki kıyısı da Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bizans İmparatorluğu'nda iç mücadelelerin sürdüğü bu devirlerde Osmanlılar, Avrupa'daki genişlemelerini sürdürmüşler ve XIV. yüzyılın sonunda Çanakkale Boğazı ile Marmara kıyıları hakimiyetleri altına girmiştir. Böylece İstanbul ve Boğazı tamamen Türk topraklarıyla sarılmıştır. Bu yüzyılın sonlarında, İstanbul Boğazı'nın en dar yerinde, Yıldırım Bayezid tarafından Güzelcehisar (Anadolu Hisarı) yaptırılmıştır.

21 Mart 1452'de Sultan II. Mehmed'in (Fatih) emri ile Güzelcehisar'ın karşısına Boğazkesen Hisarı (Sonradan Rumeli Hisarı adını almıştır)'nın yapımına başlandı; kısa bir zamanda da tamamlandı. Edirne'de dökülmüş toplar, hisarın denize en yakın burcuna yerleştirildi ve Boğaz'dan geçecek gemilerin iki hisar arasında yelkenleri indirmesi kaidesi konuldu.

29 Mayıs 1453'de, İstanbul'un alınması ile Osmanlılar boğazlar üzerinde hakimiyet sağlamışlardır.

Sultan Fatih Mehmed İstanbul'u aldıktan sonra Çanakkale Boğazı'nın tahkimine önem vermiş; Kilidbahir ve Seddülbahir mevkilerinde askeri tesisat; Çanakkale Boğazı'nın ağzında bulunan Bozcaada'ya da bir hisar yaptırmıştır.

b)Boğazların Türk hakimiyeti altında bulunduğu devre:

Bu safha, hakim olan hukuk rejiminin vasıflarına göre iki bölüme ayrılır:

1-1453'den 1841'e kadar devam eden ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Boğazlar üzerinde mutlak bir şekilde hakim olduğu dönem.

2-1841 tarihinden beri devam edegelen ve milletlerarası rejimin hakim bulunduğu dönem.

1)1453-1841 arasındaki dönem:

Osmanlı İmparatorluğu'nun askeri ve siyasi kudretinin en yüksek noktasında olduğu zamanlar, imparatorluğun gerileme döneminin önemli bir kısmını içine alan bu zamanda Boğazlar, hukuki durumundan ayrı, fiili olarak çeşitli şekiller gösterir. Bunun içindir ki, Boğazların kesin Osmanlı hakimiyeti altında bulunduğu bu safhada da tali devreler tesbiti mümkündür.

İstanbul'un fethinden Küçük Kaynarca Antlaşması'na kadar (1473-1774):

Bu dönemde Boğazlar üzerindeki Osmanlı hakimiyeti kesindir.

İstanbul'un fethini takibeden yıllarda Sultan II. Mehmed (Fatih), diğer fetihleri yanında, Karadeniz'in bir Osmanlı gölü haline gelmesi arzusu ile de hareket etti ve sırasıyla Sinop,Trabzon, Kırım, Osmanlı hakimiyeti altına girdi.

1481 yılında Fatih'in ölümü üzerine tahta çıkan II. Bayezid zamanında, Karadeniz'in bütün sahilleri Osmanlıların eline geçti ve 1484'de Boğazların ve Karadeniz'in yabancı gemilere kapandığı ilan edildi.

II. Bayezid zamanında Venediklilere ticaret serbestliği, I. Selim ve Kanuni Süleyman zamanlarında yenilenmiş fakat Osmanlı ticaret filosunun yeter derecede kuvvetlendiği 1540 yılında bu hak Venediklilerden alınmıştır. Bununla beraber 1484'de ilan edilen kapalılığın 1540'da da tam anlamıyla tahakkuk ettiği söylenemez. Çünkü 1535 Şubatında Sultan Kanuni Süleyman ile Fransa Kralı I. François arasında bir "Barış, Dostluk ve Ticaret Antlaşması" imzalanmış ve bu antlaşmaya göre taraflar tebaasının deniz ve ülkelerinde serbestçe dolaşma, geçme ve ticaret haklarına sahip oldukları kabul edilmiştir. Böylece Fransız bayrağı çeken gemilere, Boğazlardan geçiş ve Türk liman ve denizlerinde ticaret hakkı tanınmış oldu. Aynı hak 1579'da İngiltere ve 1612'de Hollandalılara da verildi.

Bu tarihlerde, savaşlar sonucu imparatorluğun zayıflaması İstanbul ve Boğazları için çeşitli devletlerin isteklerini çekmeğe başlar. 1683 tarihinde Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Avusturya'nın Balkanlar'a ve Boğazlar'a inmek isteği kuvvetlenmiş ve çeşitli savaşlar sonunda bu devlet gittikçe Boğazlara yaklaşmıştır.

1699'da Rus Çarı, Azak ve Kerç'in kendisine bırakılması ve Boğazlarla Karadeniz'in Rus ticaret gemilerine açılması için İstanbul'a bir elçi göndermiştir. Uzun müzakerelerden sonra 13 Haziran 1700'de 30 yıllık bir barış antlaşması imzalandı. Bu antlaşma hükümlerine göre Azak Kalesi ve civarı Ruslara terkedildi ve Rus gemilerine Azak Denizi'nde sefer hakkı tanındı.

1713'de yapılan Edirne Antlaşması hükümlerine göre Karadeniz bir Osmanlı gölü olmak özelliğini korumaya devam etti.

18 Eylül 1739'da Belgrat Antlaşmasıyla Ruslar, Azak Denizi'nde ve Karadeniz'de savaş ve ticaret gemisi bulundurmak iddialarından vazgeçtiler. Bununla beraber Rus tebaasının bu denizlerde Osmanlı gemileri vasıtasıyla ticaret yapabilecekleri kabul edildi.

Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusya'nın Karadeniz'de hareket ve Boğazlardan geçiş serbestliği ile Rus gemilerinin Karadeniz'den Akdeniz'e ve Ak-

deniz'den Karadeniz'e geçmelerine izin verileceği kabul edildi. Bu antlaşma ile Rusya, Azak Denizi ve Karadeniz sahillerinde büyük toprak kazançları sağladı. Böylece II. Bayezid zamanından beri, yani 296 yıldan beri bir Osmanlı gölü olan Karadeniz bu özelliğini kaybetti.

Osmanlı- Rus İttifakı (1798-1805):

İki devlet arasında İstanbul'da imzalanan antlaşma ile Rus savaş gemilerinin müşterek bir savaş zamanında Boğazlardan serbestçe geçebilecekleri kararlaştırıldı. Buna karşı Karadeniz diğer yabancı devletlerin savaş gemilerine kapalı kalacaktı. Bu antlaşma ve bundan sonra yapılan (1798) antlaşma ile Boğazlarda tesis edilen ve özellikle Rus savaş gemileri lehinde kabul edilen rejim, 1807'de Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çıkan bir savaşla sona erdi.

Osmanlı- İngiliz ittifakı (1809): . Napoleon'un Rus Çarı ile Osmanlı İmparatorluğu'nun taksimi üzerinde konuşmalar yaptıklarını haber alan Osmanlı Hükumeti, bu sefer de İngiltere ile Çanakkale'de bir antlaşma (5 Ocak 1809) imzaladı.

Bu antlaşmaya göre, Boğazların savaş gemilerine kapalı bulunmasının, Osmanlı İmparatorluğu'nun eski bir kaidesi olması sebebiyle bundan böyle hiçbir devletin savaş gemileri barış zamanında Boğazlardan geçemeyeceği ve İngiltere'nin de bu kaideye uyacağı kabul edildi. Bu antlaşma; 1841 tarihli, Boğazlarda milletlerarası rejimi açacak ilk adım sayılır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun kuvvet derecesine ve siyasi olayların gelişmesine göre yapılmış çeşitli antlaşmalarda (Akkerman Antlaşması ,7 Ekim 1826; Edirne Antlaşmasi, 14 Eylül 1829; Londra Antlaşması, 15 Temmuz 1840) söz konusu edilen Boğazlar, bu devre içinde her şeye rağmen Osmanlı İmparatorluğu'nun mutlak hakimiyeti altında kalmış ve Boğazların tabi oldukları hukuk rejimi, önceleri sadece Osmanlı İmparatorluğu'nun tek taraflı arzusu ile, daha sonraları yapılan antlaşmalarla düzenlenmiştir.

1841 Londra Antlaşması ile başlayacak safha ise Boğazların milletlerarası bir rejime tabi olması ile vasıflanacaktır.

2)1841 yılından sonraki dönem:

Boğazlar meselesinin bir düzene konulması gayesi ile Londra'da toplanan konferans sonunda imzalanan antlaşma ile Boğazlardan geçiş rejimi, sadece Osmanlı hukuk kuralları veya Osmanlı ile muhtelif devletlerin yaptıkları antlaşmalar hükümleri ile, düzenlenmek safhasından çıkmış ve milletlerarası bir düzen esasına geçilmiştir. Zamanımızda da devam eden bu devre içinde yapılan muhtelif antlaşmalar şunlardır:

13 Temmuz 1841 Londra Boğazlar Antlaşması, 30 Mart 1856 Paris Antlaşması, 13 Mart 1871 Londra Antlaşması, 20 Ağustos 1920 Sevres Antlaşması.

Sonraki
Sonraki Konu:
Boğdan Nedir?

Yapılan Yorumlar

Henüz kimse yorum yapmamış.

Bu sayfada yer alan bilgilerle ilgili sorularınızı sorabilir, eleştiri ve önerilerde bulunabilirsiniz. Yeni bilgiler ekleyerek sayfanın gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum Yapın

Adınız:
Mesajınız:
 
© 2015 Tarih Sitesi
Coğrafya